31 Ocak 2009 Cumartesi

cumartesi sohbetleri v.II - ali taptık/fotoğrafçı


cumartesi sohbetleri devam ediyor.. bu sefer işlerinin takipçisi olduğum, bu ülkenin az sayıda iyi fotoğrafçılarından ali taptık ile konuştum. facebook'da chat ortamında karşılıklı uyandırma servisi işlevi gördüğümüz sohbeti, virgülüne dokunmadan buraya taşıyorum.. iyi okumalar..

11:15amErel
aliii, günaydın nasılsın?

11:16amAli
günaydın iyiyim
sen nasılsın?
11:16amErel
fena değil..geç uyanmama kızdım, o kadar..
şu ara sergileri de kaçırıyorum..

11:17amAli
ya geçmiş olsun tekrar çok...
nasıl oldun?
11:17amErel
çok saol.. ne dertli bir şeymiş yahu.. geçemiyor bir türlü ama daha iyiyim..
sana bir şey soracam..

11:18amAli
buyrun
11:18amErel
blog için kısa röportaj yapabilir miyim seninle?
öncelik her zaman fotoğrafçının benim için:)
geçen hafta charles ile yaptık..

11:19amAli
gördüm, evet
11:19amErel
hoşuna giderse şimdi??

11:19amAli
olur...
daha ilk kahvemi içme anımdayım fazla zorlayıcı birşey sorma ama:)
11:20amErel
peki, süper.. kahve vs. tedarik etmen gerekiyorsa, beklerim..

11:20amAli
evet 1 sn
11:20amErel
ok..

11:22amAli
ben burdayım
11:22amErel
süper.. benim de bir hazırlığım yok, direkt aklıma ne geliyorsa soracam..

11:23amAli
peki
11:23amErel
pek sergi gezmiyorum ama.. internette epeyce vakit geçiriyorum ve fotoğraf adına gördüğüm bazı işler beni heyecenlandırıyor..

11:24amAli
buradan işler mi bunlar yoksa yurt dışından mı?
pardon soruları sen soruyordun
11:25amErel
yok yahu, öyle katolik değiliz, soru cevap değil, sohbet işte.. neyse, galiba yurtdışından işler daha çok heyecanlardırıyor ama bizde de var tabii ki..

11:27amAli
buradan oradan diye ayırmak ne kadar doğru bilemiyorum ama yaşadığı şehirde de daha kafa karıştırıcı, daha kirli, daha derin işler görmek istiyor insan...
11:30amErel
evet, tama da bu noksan.. bir de galiba buradaki kafalar daha sansasyon arıyor, satışa yönelik oluyor.. asıl eksik olan fikir bence..fikrin oluşması için önce fotoğrafı çekenin bir derinliğinin, bir meselesinin olması gerekiyor tabi..

11:33amAli
burada insanların meselesinin olmadığına inanmak istemiyorum, bana daha çok özen, israr, yöntem, takıntı eksikliği gibi geliyor ama böyle buradaki fotoğraftan şikayet ettikçe kendimden sıkılıyorum ben...
11:35amErel
haklısın.. bağımsızlığın bittiği noktada, galerici/sanatçı ilişkisinin başladığı yerde sanatçının ısrarı özellikle de.. ama bu konu eni konu
uzayacak bir konu..
ben gene de umutsuz değilim..

11:37amAli
benim çalıştığım kurumlarda böyle sorun olarak bir ilişki gözlemedim çok iyi bilemiyorum o nedenle...
ben de değilim, güzel şeyler olacak
11:42amErel
bence de.. bir de dikkatimi çeken şu: şöyle bir eğilimin yükseldiğini gözlemliyorum, bir çeşt samimiyet krizine varan bir eksibisyonizm merakı var.. özellikle yurtdışında..özel hayatı görüntüleme merakı.. moda fotoğrafçılarında da var, normalde ne bileyim, portre çekende de var.. sen ne düşünüyorsun?
11:45amErel
fotoğrafçı kendi hayatının paparazzisi olmak niyetinde olabilir mi?

11:47amAli
belli bir tarz fotoğraftan bahsediyoruz ve oldukça geniş bir janra... Ben açıkçası bu tarz moda fotoğraflarına tahammül edemiyorum. İşin doğrası geriği ticari olması benim için samimiyeti öldürüyor. 1970'lerde Araki ile, Petersen ile, Moriyama ile başlamış bir akım bu... Ve bu adamların bir derdi varmış. Şimdilerde moda fotoğrafçıları bu yöntemleri kendi için kullanıyor. Başka bir yöntemi kendileri ve müşterileri için kullanıyorlar. Ben yapamazdım. Özel hayatımda sadece ben yokum ve ticari bir amaçla bunu yapmayı ben samimi bulmuyorum.
11:48amAli
Paparazzi olma konusuna gelince, bence kişisel hikayelerden ortak değerlere gitmek burada amaç... Derdi bu olmayan işlerin yaşayacağına da inanmıyorum. Sadece teşhircilik olmamalı amaç...
11:54amErel
fotoğrafın/fotoğrafçılığın "kolaylaşması", fotoğrafçılığı bir arzu nesnesi haline getirdi sanki, içeriği de hafiletti belki de.. snap-shot estetiğini yüceltti.. bu trend fotoğraf sanatçısını da belli ölçüde manipüle etmiş olabilir mi? ya da fotoğrafçılık bundan zarar gördü diyebilir miyiz?
12:01pmErel
orda mısın??

12:01pmAli
nedir kolaylaşan? Bence çok zorlaştı. Sayısal teknolojilerin getirdiği imkan ve hız sadece ticari fotoğrafta ekonomik olabilecek birşey. Milyonlarca karenin arasında sıyrılacak birşeyler yapmak imkansıza yakın ama değil tabiiki. Burada kişisel hikayelerin biricikliği giriyor işin içine... Fotoğraf sanatçısı da çok sevdiğim bir söz değil... Ama sonuç olarak kendi projeleriyle uğraşan fotoğrafçıları pek etkilediğini inanmıyorum bu gelişmelerin. Fotoğrafçılığın bir zarar gördüğünü de düşünmüyorum. Sadece özellikle 'iyi' işi tanımlayacak kurumların özellikle buradaki eksikliğinden kaynaklanıyor o zarar görme... Fotoğrafçılık pratiğinin, yöntemlerinin, dilinin çok iyi bilinmediği yerde çok fazla çöp sergilenmesi, gösterilmesi, basılması bunun bir sonucu ama çöpe de ihtiyacımız var heralde. Değil mi? Çöp'ün çok iyi bir tanım olduğundan emin değilim daha iyi bir kelime arıyorum ama aklıma gelmiyor...
evet
12:11pmErel
varmak istediğim yerdeyiz.. çöpe çöp denmesi de yanlış değil ayrıca:)) tam da dediğin gibi iyi işin değerlendirilmesi, tayini tökezliyor bence de..

12:14pmAli
bak yine kendimi buradaki eksikliklerden şikayet ederken buluyorum. Kendime ve bunu konuştuğum herkese de tekrarladığım birşey var: Şikayet etmeyi bırakıp işimize bakalım, yavaş yavaş olur sonunda heralde... Zaten ciddi bir fotoğrafçının başka bir seçeneği de yok... Dün bir fotoğrafçı arkadaşımla konuşuyorduk... Sorumluluklarımız var...
12:16pmAli
Kendime de olan bir tepki bu bu arada... yanlış anlaşılmasın
12:17pmErel
haklısın.. bana şikayet gibi gelmedi söylediklerin ama.. mesele bu zaten yapacaklarımız var..
senin yapacaklarını merakla bekliyorum ayrıca..

12:18pmAli
Alex Majoli fotoğrafçıyı mükelleşmek için çeşitli ritüelleri olan bir samurai'a benzetiyor. (fotoğrafları benim favorim değil kesinlikle ama yine de çok iyi bir benzetme)
12:19pmErel
güzel bir söz..

12:19pmAli
Ben de heyecanla yeni şeyler yapıyorum...
12:20pmErel
harika.. alicim, çok teşekkür ederim bu sohbet için, vakit ayırdığın için..

12:20pmAli
ben teşekkür ederim cumartesi sabah egzersizi gibi bu işte...
12:21pmErel
:))))... kahveden daha etkili bir uyandırma servisi oldu sanırım.. güzel bir gün diliyorum sana..

12:23pmAli
kesinlikle! ben de güzel bir diliyorum buradan sana ve herkese? Radyo programı gibi oldu... Selam da gönderebiliyim buradan:P
12:23pmErel
hahahaha.. tabi ki, bütün arkadaşlarına, akrabalarına....

12:24pmAli

12:27pmAli
ben kaçtım erel ççok teşekkürler tekrar... çıkıp biraz fotoğraf çekeyim...
12:29pmErel
tamam alicim.. ben teşekkür ederim.. kolay gelsin..

29 Ocak 2009 Perşembe

bir yüz: cristina/scarlett johansson


vicki cristina barselona filmi hakkında her yerde yazıldı çizildi. ben filmdeki cristina rolüyle scarlett johansson'ı biraz deşmek istiyorum... belki de üç kadın karakter arasında en "hafif" izlenimi veren cristina'dır. meraklı, uçarı, sevimli, maceraperest, cesurdur cristina. günün sürprizidir.. evet, görünen yüzüyle öyle bir kadındır. özgür ruhlu olmak, kurallara sığınmaktan ya da kendine taptığı için, aşığına nörotik davranmaktan daha risklidir halbuki. diğer iki kadın gibi düz veya ilgi manyağı değildir cristina.. sahici, samimi ve kendi gibidir. kendini taşıtmaz kimseye. çevresinde olup biteni en son o farkeder aslında. gördüğüne ve hissetiğine inanır ama göründüğü gibi değildir. kırılgan, kederli ve hüzünlüdür. anı yaşar, gitmesi gerektiğinde de gider. buna sadece kendisi karar verir. bırakılması veya terkedilmesi gerekmez. kalanların inatçı egolarına pirim vermez. istediğini alır ama almaz aslında. öyle çok verir ki ancak zaman gösterir verdiklerini hayatına girenlere... cristina'ya biraz daha yakından bakın, anlarsınız.. (cristina'yı düşünürken, aşağıdaki "play list"ten nina simone'un seslendirdiği "wild is the wind" parçasını dinlemeyi öneririm..:))

28 Ocak 2009 Çarşamba

FOTOGRAF: LOUISE ENHÖRNING




louise enhörning stockholm kökenli. paris'te yaşayan moda fotoğrafçısı, another magazine, dazed & confused ve vice dergilerinin daimi fotoğrafçılarından. bu kadında başka bir şey var...

SILLY THıNG..


silly thing ilkbahar/yaz 2009 koleksiyonunun ilk parçasını colette'de satışa sundu. harika bir bez çanta. özellikle de üzerindeki fotoğraf makinesi baskısı harikulade.

26 Ocak 2009 Pazartesi

clara luzia 8 şubat'ta arkaoda'da.. sesini merak edenler gün boyunca burada ilk albümlerinden "fine" isimli parçalarını dinleyebilirler..


"hip" sözcüğünün anlamını bilmiyor clara humpel. umrunda da değil. gerçi "viyana amadeus award" birincisi olmasıyla daha fazla ünlendi grubu ama bu büyüme organik bir büyüme. çıkış albümleri "railroad tracks" (2006) ilk önce viyanalı müzik eleştirmenlerini fethetti. ardından gelen "the long memory" ise clara luzia'yı singer/songwriter cemaatinin en gözde grubu yaptı. bu sene yani 2009 baharında daha elektronik gitar yüklü, daha az folk olan üçüncü albümleri geliyor.. karanlık ve melankolik olana düşkünlüğünü grubun solisti ve kurucusu clara humpel kendisi de pek açıklayamıyor. aşırı gülen, hatta şaklabanlığa bayılan sanatçı, bir o kadar da melankolik, yazılanlara bakılırsa. benim de bu yüzden hoşuma gidiyor galiba.. neyse asıl konu şu; clara luzia 8 şubat pazar günü saat 21'00'de kadıköy'de arkaoda'da konser verecek. arkaoda ve bant dergisinin ortak oluşumu "kulaktan kulağa" konserlerinin yeni konuğu clara luzia'yı kaçırmayın derim şahsen.. konser tarihini atlamamak için facebook'daki şu adrese girin: http://www.facebook.com/event.php?eid=45668243460&ref=ts

günün müziği: coco elektrik - nye karaoke mix


have fun!

25 Ocak 2009 Pazar

pazar önerisi: wolfgang tillmans - peas/snail



bugün için tavsiyem the marmara pera/yama'daki wolfgang tillmans sergisi. tillmans jürgen teller'den sonra en beğendiğim fotoğrafçı. onunla ilgili daha uzun yazmayı düşünüyorum ama önce bu sergiyi görmek lazım bugün.. iyi pazarlar:)

24 Ocak 2009 Cumartesi

cumartesi sohbetleri volume I charles richards/fotoğrafçı/yönetmen



1:33pmErel
helloo..

benim blogu gördün mü sen?
cumartesi sohbetleri diye bir şey yapmak istiyorum.. katılırsan hemen başlayalım?? bloga koyacağım!!

1:35pmCharlie
ok... i don't understand it, but if are in it am there
1:36pmErel
mümkünse türkçe ama??

1:36pmCharlie
can i write back in english?
1:37pmErel
olur!!

1:37pmCharlie
perfect
1:37pmErel
o zaman başlıyoruz..
neler yapıyorsun son zamanlar?

1:37pmCharlie
ok.. i am excited
one sec let me get a smoke
1:37pmErel
ok:)

1:39pmCharlie
o k ready :0
1:39pmErel
sordum aslında.. neler yapıyorsun? bugün ne var planladığın mesela?

1:40pmCharlie
today.. spor, maybe some tennis if i am lucky
1:40pmErel
neden if i'm lucky?

1:41pmCharlie
if i can find a tennis partner up at the hilton..
1:41pmErel
hmmm.. i seeee o zaman.. peki fotoğraf ve film işleri nasıl gidiyor?

1:43pmCharlie
work has been great actually.. shot a bunch of ads last year. 2 of them are still not on tv, but they will be soon. Alpet and TEB. And just before the new year i shot engin gunaydin in his bedroom for rolling stone... the last turkish edition :((((
i will miss rs like crazy
1:44pmErel
tahmin ediyorum.. ben de üzüldüm kapanmasına.. engin günaydın'la yatak odası çekimi demek ki.. nasıl geçti anlatsana?

1:45pmCharlie
oh yeah, and i shot the album cover for manga. that should be out next month
he is super cool, very bright, very witty
great timing
it was his idea to shoot in his bedroom
1:46pmErel
cidden süper timing olmuş.. biraz teşhiri seviyor sanırım:)
mösyö eksibisyonista:)))

1:47pmCharlie
i think he was just sick of having really glossy, happy shoots all the time. he wanted something raw and down to earth. who can blame him?
he wanted to show people a different side of himself
1:48pmErel
bence de.. zaten çoğunluk onu nasıl değerlendireceğini bilemiyor sanki..hem çok açık, hem de kapalı insan..
1:50pmCharlie
it seemed to me that he was starting to come out of his shell. doesn't seem to need to hide or be happy go lucky all the time.. six sides to a dice
1:51pmErel
heyy charles.. harika bir sohbet oldu, çok teşekkürler katıldığın için..hemen bloga taşıyorum yüksek müsadenle..sana iyi cumartesiler..

1:51pmCharlie
have fun lady

portfolyo: leigh johnson









iki ay önce new york'taki the journal gallery'de "hard shoulder" isimli sergisi gerçekleşen leigh johnson'ın işleri, yeni elime geçen "the journal" dergisinde dikkatimi çekti. leigh johnson'un fotoğraflarında güçlü ve insanı tutuklaştıran ve kendine çeken bir tavır var. hard shoulder serisi 11 fotoğraftan oluşan oto portrelerden oluşuyor. sürekli kamerasıyla dolaşan sanatçının bu fotoğraflarında günlük hayatta karşılaştığı durumlar karşısında (özellikle kazalar) yüzünün aldığı ifadeleri görüyoruz. özellikle de araba kullanırken. johnson şöyle anlatıyor: " otomobilin içinde olmak benim için bir nevi geçişi temsil ediyor. orası gitme ve gelme arasındaki kapalı ve nötr bir bölge. özellikle olduğunuz bir yerde olmadığınız yer aslında.." johnson'ın wallpaper dergisini'nin ifade ettiği gibi kaba ve taze bir estetik anlayışı var... burada son sergisi dışında bulduğum eski fotoğraflarını da ilginize ve beğeninize sunuyorum..

21 Ocak 2009 Çarşamba

doğru marka, doğru hareket bir araya gelince oluyor işte..





biraz kıskançlıkla da takip ettiğim WAD dergisi, 39. sayısında kitsune (kitsune fransa'nın en önemli plak şirketlerinden biri ve bizim memleketimizde de özellikle elektronik müzik meraklılarının takibinde) ile birlikte düzenledikleri noel partisinde yıldızları parlayan think silly'cilerle bir çekim yapmış. kitsune'ye bağlı çalışan ed banger dj crew'un silly thing ile olan ilişkilerinin de enine boyuna konuşulduğu röportaj ve çekimler okumaya ve bakmaya değer.

20 Ocak 2009 Salı

atelier mayer, vintage'ı 21, yüzyıla taşımak istiyor..


luks vintage online butik, atelier mayer yepyeni, taptaze bir web sitesi. arkasında carmen haid ve alice kodell'in olduğu atelier mayer, bizdeki vintage meraklılarına kesinlikle ilham vereceğe benziyor.

kült marka 'kidrobot'un son serisi 'ye old english dunny çıkıyor!




bilenler bilir, kid robot evreni diye bir şey var. ve de bu gezegende meraklısı çok. 22 ocak-21 şubat arası dev bir sergi ve partilerle frank kozik'in yarattığı oyuncaklar selfridges concept store'da izlenebilecek ve de elbette satın alınabilecek. partide britanya'nın ilovedust, clutter, triciops, jon burgerman ve TADO gibi 17 top sanatçısının klasik dunny ile neler yaptıkları görülebilecek.. adres: the kidrobot x selfridges store gallery, 400 oxford street..

19 Ocak 2009 Pazartesi

bitter:sweet bu cumartesi otto santral'de!!!

flickr'da 'GHOST/PLAY' OLARAK BİLİNEN haindl ile tanışın..



ramon haindl'ın flickr'ında siyah-beyaz beyaz ağırlıklı fotoğrafları dikkatimi çekti. terry richardsonesque tavırlı bu arkadaş progresif sanat, tasarım ve fotoğraf dergisi olan piston'un fotoğraf editörü aynı zamanda. şu aralar ise elektronik müzik ile ilgili bir belgesel film çekimiyle iştigal ediyor..

17 Ocak 2009 Cumartesi

kölecilik geri döndü! hem de avrupa'nın göbeğinde!!!


bükreş'te 8000 euro'ya küçük kız çocukları satılıyor. satın alındıktan sonra, satın alan kişinin malı oluyor.çoğu moldovyalı aileler tarafından satılan bu çocuklar yeni sahipleri tarafından damgalanıyor. sahipler kendi isimlerini çocukların vücutlarına kazıyorlar. claudia grassl 2'debir için de fotoğraf çeken bir fotoğrafçı. bu çocukları bulup fotoğraflarını çekmek için yola çıkan grassl, onları bulduğunda yaşadıkları bu köle hayatını nasıl içselleştirdiklerini ve kabul ettiklerini görünce dehşete kapılıyor. balkan savaşı sırasında suç oranı en yüksek yer olan bükreş, köleciliğin avrupa'daki merkezi. bu çocukların hayatlarıyla ilgili okuduklarım korkunç. 12 yaşında seks kölesi olmuş bir kız çocuğunun grassl'a yazdığı mektupta anlattıklarını burada yazmaya cesaret edemedim.

11 Ocak 2009 Pazar

"if i had a heart"


If I Had A Heart from Fever Ray on Vimeo.
yönetmen andreas nilsson'un fever ray'in "if i had a heart" parçası için çektiği kasvetli ve karanlık video jim jarmusch'un "dead man"ini hatırlatıyor. hatta bot sahnesinde robert mitschum'un "the night of the hunter"ının izleri var sanki. neredeyse dört dakika süren klibin söylemek istediklerini ise bir sonraki klipte öğreneceğiz herhalde..

sen sus, kırmızı konuşsun!






hiçbir söze ihtiyaç duymadan, somut bir şey yapmadan bir "statement" yapabilir misiniz? aslında evet; kırmızı giyersiniz olur biter.. kırmızının ön planda olduğu sokak modasında paris, stockholm & co..

karl lagerfeld - chanel silent movie


Find more videos like this on AdGabber
coco chanel'in 125. doğum yılı anısına hazırlanan bu sessiz filme bayıldım!!

10 Ocak 2009 Cumartesi

6 Ocak 2009 Salı

revolutionary road


titanic'den sonra tekrar bir araya gelen leonardo di caprio ve kate winslet son zamanlarda seyrettiğim en etkileyici filmlerden birinde, revolutionary road'da, başrolü paylaşıyorlar.. (bir ara hollywood'da yapımcılar arasında şöyle söylendiğini bir yerlerde okumuştum. 'güzel bir kadın istiyorsan, her yerde bulabilirsin ama oyuncu istiyorsan, meryl streep'i araman şart.' meryl streep'den sonra kate winslet için söylenebilir bu söz bence. winslet'i her seyrettiğimde sinemada gerçek insanı, gerçek kadını gördüğüme seviniyorum.) titanic peki neden romantikti? çünkü bize birkaç gün süren imkansız bir aşkı gösterdi de ondan. jack yaşasaydı, hayatta kalsaydı rose ile ilişkisi belki de revolutionary road'daki frank ve april'ınkine benzerdi..

revolutionary road'da april ve frank 1950'lerin connecticut'ında amerikan rüyasının stepford versiyonu gibidir. april oyuncu olmak istese de daha ilk denemesinde bu tutkusundan uzaklaşır. frank hayattan ne istediğini tam kestiremez. tıpkı babası gibi takım elbiseli bir zombiye dönüşür kısa sürede. çift, çevreleri tarafından farklı, hatta entelektüel addedilse de, etraflarını saran banal, va hayatın sunduğu değişmez rollerin içinde yaşar. april'ın öylesine ortaya attığı paris'e yerleşme fikri yedi yıllık sözümona mutlu evliliğe umut aşılar. april sekreter olarak çalışabilir, frank ise belki en sonunda hayattan ne beklediğini bulmak için bir fırsat yakalayabilir bu göçte. çevrelerinde kıskançlık ve gıptayla izlenen çift için dünya bir süreliğine yaşanması keyifli bir yer haline gelir.

mutluluk samuel goldwyn'in dediği gibi, fırsatları görme ve algılama yetisi ise yalnızca paris'e gitme fikri bile april ve frank'in evliliklerine iyi gelir ancak günlük hayat, her zaman olduğu gibi baskın çıkar. richard yates'in aynı isimli hikayesini sinemaya uyarlayan yönetmen sam mendes, konforundan vazgeçemeyen pişman insanların sıkıcı dünyasını sakin ve sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. mendes'in amerikan beauty'sine benzese de yaklaşım olarak bambaşka bir film söz konusu. dile getirilmeyen sözlerin filminde duygular ve hikaye örgüsü uyarlamalarda sık karşılaşılan voice-over'lara ihtiyaç duymayan jest ve mimiklerin özel şovu sanki..