CUMARTESİ SOHBETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CUMARTESİ SOHBETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.40- HATİCE GÖKÇE/MODACI




hatice gökçe kara kargaya benzetiyor kendini. yeni magazası da kara karganın "korumasında". tıpkı bu sembol gibi kendini beğendirmeye çalışmayan, zeki, tutarlı ve istikrarlı bir modacı o. büyük laflar etmeyi değil, konuşmadan büyük işler yapmayı bilen birisi... 11 yılı devirmiş sektörde. inatla erkek modası yaparak, inatla kendine yer açarak ve nihayetinde 18 şubat'ta açacağı mağazasıyla kutlanmayı/kutlamayı/alkışı fazlasıyla hakeden harikulade bir kadın, bir insan hatice.

"bir moda serüveninin 11. yılı ... fashion hub ... yepyeni heyecanlar..."
diye sesleniyorsun gönderdiğin davetiyede. biraz anlatmanı rica etsem.


tasarım hayatımın 11. yılının sonunda artık yeni bir satış noktası ile takipçilerimin ulaşabilecekleri bir nokta yarattık. tasarım ve tüm süreçlerini görebilecekleri bir atmosfer yaratmaya çalıştık. geriye dönüp baktığımızda gerçekten çok zor ama keyif ve heyecanla yaşadığımız, hep düşündüğümüz dolu dolu bir 11 profesyonel yılı geride bırakmışız. gelişmesine katkıda bulunduğumuza inandığımız bir konuda tüm inadımızla, süreklilikle erkekler için tasarım yaptık ve beğenilerine sunduk. hep bir zeminin oluşmasını ve kitlesinin birikmesini bekledik ve bu sürece ciddi katkıda da bulunduk. şimdi zamanı olduğuna karar verdik. ve bu satış noktası ile yine sürekli ve aynı inatla yenilikleri sunmaya ve heyecanladırmaya devam edeceğiz. söylediğim gibi kara karga kanatlarını açıyor hem uçacak, hem de oyunlar oynayacak. ve sesi daha gür çıkacak.

zor olsa da 11 yılı kısaca özetleyecek olursan...

kendi geleceğimizle ilgili hep bir bilgi vardı içimizde. planımız da vardı. çünkü inandığımız işi yapmanın zevkini yaşıyoruz. tüm zorluklar bizim tecrübelerimiz oldu. birikimimizin oluşmasını sağladı. ve gerçek bilginin de bu anlamda sahibi olduk. sadece kendimiz için değil, danışmanlık verdiğimiz firmalarla birlikte öğrendik; yeri geldi öğrettik. deneyselliği savunduk. yapıp yıktık. türkiye’de kökleşmemiş, neredeyse olmayan bir alana el attığımızın farkındaydık. ve bunun kolay olmayacağını da biliyorduk. geriye dönüp baktığımızda az ama öz işlere imza attığımızı görüyoruz. Ve dünyada ilgi görmeye başlamış bir alanda düşünmeye devam ediyoruz. ve yakın gelecekte bazı başka yeniliklerle yine görüşeceğiz.

mağazada hatice gökçe markası dışında kimler/neler yer alacak?

şimdilik 2 aksesuar tasarımcısı ile işbirliği yaptık. büyük tesadüfle markasının ismi “black bird” olan bir markası olan sayat kürkçüoğlu’nun takıları ve çok sevgili dostum bahadır köse’nin deri aksesuarları yer alıyor.

senin ismin türkiye'de erkek modasıyla birlikte anılıyor. hatta bir süredir yaratıcılık ve sanatsallık da konuşulduğu zaman erkek modasında başka bir isim yok bana kalırsa..

teşekkür ederim güzel sözlerin için. düşünerek ilerliyorum. bu bir heves değil. ve işin içine her geçen gün daha fazla girince derinliğini görüp daha da heyecanlanıyorum. bu uzun bir süreç ve her gün yepyeni heyecanlarla öğrenmeye devam ediyorum. ve bu bitmeyecek görünüyor. müthiş bir haz ve sanıyorum ben bu hazzı geciktirmeyi seviyorum. çünkü en keyifli kısmı bu süreç.

karakarga'nın hikayesi nedir? fikir ve konsept ile ilgili anlatır mısın?

kara karganın bendeki anlamı çok büyük. çok akıllı bir hayvan. insan zekasına en yakın hayvan. beklenmedik tepkiler veren ve provokatör bir hayvan. insanların geneli tarafından çok da sevilmeyen hatta uğursuz sayılan bir hayvan. yakın bağ kuruyorum kendimle. sevimli olmaya çalışan ve bunun doğru yol olduğuna inanan insanlara nazaran, kara karganın iticilikle ne kadar çekici olduğuna inanıyorum. kendimle de bağlantı kuruyorum. çok benziyoruz ☺))

istanbul moda haftası istanbul'u uluslararası moda merkezlerinden biri yapma yolunda hızla ilerliyor? sen ne düşünüyorsun?

bir yere kadar olabilir ama istanbul'un sadece moda merkezi olması haksızlık olabilir. tüm disiplinlerdeki bu kadar yaratıcı insanın nasıl oluyor da İstanbul'a gerçek değerini veremediğine inanamıyorum. bu kadar zor olacağına inanmıyorum. istanbul’un gerçek bir stratejiye ihtiyacı var. birilerinin bunu sahiplenmesi gerekiyor. moda bu disiplinlerden biri ve kendi şartlarında sahiplenmiş görünüyor ama doğru kurumlar tarafından değil. en büyük eksiklik bu.

diğer konu yaratıcılıktan uzak bir etkinlik olması. üstelik kendine ihanet eden bir tavrı da var. örnek verelim, buraya istanbul fashion week için gelmiş neredeyse tüm yabancı basının ve alıcıların defile saatlerinde istanbul gezisine çıkarılması gibi. kimse bu konuda haber yapmadı mesela. bunu da anlamak imkansız. herkes 2 gün öncesini ve 2 gün sonrasını haber yapıyor ama sonrası ile kimse ilgilenmiyor. yani basının da bu işi cidden sahiplenmesi gerekiyor. bütün fuarlar ve defile haftaları en az 1 yıl öncesinden zamanını belirlemiş ama biz hala tarih konusunda sorunlar yaşıyoruz.

ayrıca destek konusunda firmalar kendileriyle yarışıyor tasarımcılar en büyük yükü almış olmalarına rağmen gerçek sponsorluklarla gerçek işleri ortaya çıkaramıyor. bizi dünya devleri ile kıyaslıyorlar sanıyorum. büyük yükleri var tasarımcıların kimse bunlar üzerine gitmiyor. markalar açılışta ya da kapanışta defile yapmak için yarışırken bu akşamlara tasarımcıların yakıştığını akıl edemiyor gibi geliyor bana.. üzülüyorum ve öylece bakıyorum. sektörün daha yapacağı çok şey var…

25 Aralık 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.39- ŞEBNEM KİTİŞ/YÖNETMEN/PTT FİLM

şebnem kitiş'i yönetmen olarak bilenler, onu ya hiç tanımıyorlar ya da ne kadar çokyönlü olduğundan haberleri yok. elbette o bir yönetmen. sayısız reklam filmi, kısa film ya da tanıtım filminde onun imzası var. ayrıca ptt films'in ortağı. ama bana göre asıl bilinmesi gereken tarafı, farklı ve heyecan verici projeler peşinde olması ve büyük bir heyecanla o projeleri tek tek hayata geçirmesi. bir yandan uzun metraj film hazırlıkları içindeyken, diğer yandan vintage mobilya işine girebiliyor örneğin. şimdilerde ise istanbul'da kulaktan kulağa yayılan, herkesin merak ettiği ottomobil projesini hayata geçirecek olan ekibin içinde harıl harıl çalışıyor. muhteşem kadın ve sevgili arkadaşım şebnem'le sohbetimize buyurun..

erelada: şebnemcim, seninle konuşacak çok şey var ama şu anda en en güncel olan, senin de içinde olduğun ve yakında hayata geçecek olan ottomobil projesini konuşalım istiyorum.. hatta en baştan alarak anlatırsan memnun olurum.. nasıl başladı her şey?

sebnemasya: nevzat'ın (otto'nun ortağı) NY nublu'da 'hadi' demesiyle başladı her şey. temmuz ağustos gibi de ottomobil şekillendi. kasım'da biletler alındı. 26 ocak'ta yola çıkıyoruz. önce brezilya sonra uruguay ve arjantin'i kapsayan 40 günlük macera..

erelada: peki ottomobil nedir tam olarak, projeyi anlatır mısın?

sebnemasya: ottomobil otto'nun 'İyi yemek, iyi müzik' mottosunu dört duvar, hatta şehir, hatta ülke sınırlarının dışına taşıyarak dünyada aramasıdır.

erelada: yani, nasıl şekillenecek proje?

sebnemasya: 6 kişilik bir ekiple 40 gün bahsettiğim güzergahı karavanla aşacağız. yemek ve müzik arayışının yanı sıra, karavana yüklemiş olduğumuz DJ setini çıkarıp kendi partimizi vereceğiz. buna orada, o an bulunan herkes katılabilecek.. yerel sanatçılarla birlikte çaldığımız da olacak, türkiye'den bize katılmak isteyen Dj, grup ve sanatçılar da zaman zaman bu etkinliklerde yer alabilecek.

erelada: o zaman festival gibisiniz, katılmak istiyorum diyebilir miyim? :)))) gerçekten kulağa hoş geliyor.. aslında bir bakıma işin macera boyutu oldukça yüksek gibi; biraz da bulunduğunuz ortam da projeye şekil verecek sanki?

sebnemasya: kesinlikle katılabilirsin. katılmak isteyen herkes bizim karavanın peşinden gelebilir. gelmeyi planlayan çok insan var şimdiden. projenin sadece ana hatlarını belirledik. geri kalanı tamamen orada yaşadıklarımızdan oluşacak.. tabii en önemlisi tüm bunları bir yandan çekiyor olacağız.. bir de şimdiden başlattığımız bir blogumuz var. birkaç gün içinde yayında olacak. oradayken bloga mümkün olduğunca günlük yazı, fotoğraf, video girişleri yapacağız.. gelemezsen bile neler yaptığımızı takip edebileceksin.

erelada: peki, neden o ülkeleri seçtiniz ve de yemek ve müzik arayışı konusunu biraz daha açalım.. ne şekilde yansayacak projeye? yani siz o ülkeleri bu anlamda araştırırken, karavan tarafında ne olacak?

sebnemasya: dünyanın başka taraflarına gitmeyi düşünüyorduk en başta. brezilya tabii ki listedeydi. galiba bugüne kadar brezilya'dan türkiye'ye konser vermeye gelen sanatçılarla tanışıklık ve orası hakkında ilk elden daha çok bilgi sahibi olmamız bizi oraya yönlendirdi. şimdiden orada birçok bağlantımız var. brezilya bölümü 1.ayak olsun sonra da diğerlerine gideriz dedik.. şartları elverişli olan her yerde müzik yapmayı planlıyoruz. Dj setinin başında nevzat ve erol (otto'nun diğer ortağı) olacak. bazen brezilyalı, arjantinli bir sanatçı katılabilecek bize. ne gün hangi noktada olacağımız hiç belli değil. böyle sürprizler oldukça takipçilerimize blog üzerinden duyuracağız.

erelada: sen de bütün bu süreci başından sonuna çekeceksin öyleyse.. nefis bir hikaye ve harika bir de film olur bundan.. peki ottomobil'in sürekliliği ya da devamlılığı olacak mı?

sebnemasya: dans okulları çok, belki onlara uğrarız. belki bir kumsal partisine biz de katılırız. sokak müzisyenlerini dinleriz. belki bir köy evinde bir yemeğe davet ediliriz. oranın köy evi nasıldır, onu da öğrenmiş oluruz. beni en heyecanlandıran kısımlarından biri de tüm bunların fotoğrafını ve filmini çekiyor olmak.

erelada: proje içinde projeler silsilesi sanki..

sebnemasya: evet kesinlikle. gerçi döndüğümde elimde ne malzeme olacak tam kestiremiyorum ama tabii bir yol filmi, bir kitap yapma fikri var.. ottomobil sürsün tabii.

erelada: 40 gün çok ciddi bir süre; eminim bir dünya malzeme çıkacaktır.. gerçekten çok heyecan verici.. bütün iyi projeler bir anda ortaya çıkıyor zaten.. geçen gün nevzat'la karşılaştığımda şöyle bir şey söyledi; fikrin varsa, istiyorsan ve de inanıyorsan o zaman yapman lazım, bekletmeye gelmez.. kesinlikle katılıyorum; sen de öyle bir insansın..

sebnemasya: evet, evet bekleyince fikirden uzaklaşıyorsun. soğutmamak lazım.

erelada: peki, ne zaman start alıyorsunuz?

sebnemasya: şu an geri sayım başladı bile. rehberimiz ve lojistik desteği sağlayacak olan arkadaşımız gökalp ocak başında gidiyor. 26'sından önce nevzat ve erol gidip oradaki hazırlıkları gökalp'le tamamlayacaklar. onlar gitmeden önce 'biz gidiyoruz partisi' yapacağız. en son ben, aras (görüntü yönetmeni) ve gözde (projenin iletişim sorumlusu) yola çıkıp, onlarla brezilya'da buluşuyoruz.. devamı ottomobilblog.com'da olacak.

erelada: yani şubat-mart tarihlerinde oralarda olacaksınız..

sebnemasya: evet 40 günlük tarihler tam olarak 28 ocak - 8 mart olacak.

erelada: şebnemcim, gerçekten nefis bir proje, merakla tekipte olacağım ve eminim insanlar da hem merak edecekler hem de çok heves edecekler dahil olabilmek için.. şimdiden bol şans, bol eğlence ve herşeyin yolunda gitmesini diliyorum..

sebnemasya: çok çok teşekkürler bütün iyi dileklerin için. brezilya'ya bekleriz....

erelada: valla ne güzel olur, hiç belli olmaz aniden çıkabilirim orada karşınıza.. teşekkürler vakit ayırdığın için..

18 Eylül 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.37- BİROL BAYRAM/KARİKATÜRİST/YAYINCI


birol bayram, yılların birol bayram'ı.. onun gazetelere çizdiği karikatürler pek çok insanın gününü kurtarmıştır.. yeniyetmelerin, üniversite öğrencilerinin tanımak için can attığı, izinden gitmek istediği birol bayram, basatap gibi bir dünya dergi çıkaran, online dergiciliği belki de bu ülkeye taşımış ilklerden biri. teknoloji ve medya ilişkileri konusunda engin tecrübeleri ve ataklıkları ile ufuk açıcı bir kişilik.. bunun yanı sıra ince ayarları sağlam çok eski bir dost..

Me
birolcum naber?


11:14amBirol
iyidir erel sen nasılsın?

11:15amMe
iyi iyi, ne diyeceğim, seninle cumartesi sohbeti yapalım mı, benim bloga? yani hemen şimdi, burada?!


11:16amBirol
ay ne desem şimdi, üstüm başım müsait değil..

11:17amMe
deli ya.. spontan oluyor, gırgır bir şey, canı yanmıyor insanın..


11:17amBirol
tamam acımıyorsa olur.

11:19amMe
peki.. ilk soru geliyor.. çok yönlü bir adam olmaktan gurur duyuyor musun?


11:20amBirol
çok yönlü derken çok kişilikli olduğumu kastediyorsan, teesüf ederim. antenleri açık diyelim biz ona..

11:21amMe
hayır çok kişilikli olduğunu düşünmüyorum, çok kimlikli demek istedim.. çizer, yayıncı, dergici, fikir işleri adamı..


Birol
belki de içinde bulunduğumuz ülkenin yüzünden böyleyim. öncelikli derdimiz hayatta kalmak olduğundan, ne iş olsa yaparım vaziyeti..

11:23amMe
ama gidip bar işletmecisi olmuyorsun; yine de birbirine yakın işler hepsi..


11:23amBirol
aslında saydığın işlerin hepsi aynı kapıya çıkıyor..

11:23amMe
hangi kapı?


11:25amBirol
hah ağzımdan aldın, hayatım çizmek üzerine kuruldu, çizince de bunu yayınlayacaksın, çizmeden önce düşüneceksin filan ama dur ya, şu bar işletmeciliğini bir düşüneyim..

11:26amMe
hahaha.. matrix gibi düşünelim, sen bu durumda hangi hapı almış oluyorsun o halde?


11:27amBirol
bu hapların şurubu yok mu derdim..

11:27amMe
hazmı kolay olur diye mi?


11:28amBirol
evet, yutmakta zorlanıyorum... ama yok fitili var derlerse, kırmızı hapı..

11:29amMe
anladım, genelde hazım sorunu yaşadın mı bu geniş meslek yelpazesinde yoksa hazım giderek zorlaşıyor mu şu hayat
ta?

Birol
hayat gitgide zorlaşıyor kreatif bir iş yapıyorsan. çok karamsar olmak istemem ama, artık estetik meseleleri filan kalmadı; maliyet hesabıyla hareket ediliyor çokca..

11:33amMe
maliyet hesabı yaratıcılığı sınırlıyor, kafa kalmıyor.. özgürleşmek gerek, sadeleşmek, daha sade yaşamak tekrardan belki de..


11:34amBirol
katılıyorum ama bu sadeleşmeye giderken vazgeçmekten bahsetmiyorsun değil mi?

11:34amMe
tabii ki..!!


11:34amBirol
direnç düşüyor çünkü. ondan vazgeç, bundan vazgeç, davandan vazgeç.. sadeleşip adam olmaktan çıkmak var ucunda..

11:35amMe
her şeye başlarkenki meselen aynı kaldıysa, hala iyi adamsındır diye düşünüyorum, ne dersin
?

11:36amBirol
evet, en azından yakın çevren için hep öyle kalırsın..

11:36amMe
diğerleri varsın seni canavar mı bilsin?


11:37amBirol
onun için yapacağın bir şey yok; ön yargı çok yaygın; bence ırkçılığın, faşizmin, bir sürü kötü şeyin temeli bu ön yargı. çünkü cehaletten, bilgisizlikten kaynaklanıyor..

11:38amMe
haklısın..

11:38amBirol
üff ne sıkıcı röportaj oluyor..

11:38amMe
yok be, gayet iyi gidiyor.. peki şöyle büyük bir şey patlatmak gibi bir hevesin var mı ya da kaldı mı diye sorsam?


11:39amBirol
var var; yakında duyarsın..

11:40amMe
yaşasın!! biliyordum.. peki son olarak sence her şeye kafa sallayan, evet diyen bir milletin "hayır" deme denemesini nasıl değerlendiriyorsun?

11:43amBirol
başbakan beyi kareli ceketinin içine ekoseli gömleğiyle, bir kır pidesi dükkanında arkasında berbat bir seramik kaplama ve yaldızlı bordürle gördüğümde, sesini bile açmak istemedim; demin söyledim ya; maliyet hesabı yapılıyor diye; evet'ler de o maliyet hesabının sonucu bence..

11:44amMe
hahahahaha... doğru.. çok teşekkür ederim vakit ayırdığın için.. sevgiler ve hayırlı kandiller, pardon, cumartesiler diliyorum sana..


11:45amBirol
aa kandil mi bugün?

11:45amMe
değil işte, dil sürçmesi..


11:45amBirol
tüh be, simit yerdik..

11:45amMe
ben de ona yandım şimdi..

12 Haziran 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.36- FRANZ VON BODELSCHWINGH/FOTOĞRAFÇI


gece hayatında olanlar, özellikle klüplere takılanlar franz von bodelschwingh'i bilirler. o sarışın, bıyıklı istanbul sevdalısı alman fotoğrafçı. güleryüzlü, samimi ve içten biri.. işte almanya'da politika eğitimini bırakıp istanbul'a geldikten sonra gece hayatı fotoğrafçısı olan bodelschwingh'in hikayesi..

franzbodelschwingh: hey

erelada: heyy.. ilk sorumu yolluyorum.. şu aralar klüp hayatının hip insanlarındansın değil mi?

franzbodelschwingh: ben fotoğrafçıyım ve hiç de "hip" birisi değilim.

erelada: yine de partilerde açılışlarda fotoğraflar çeken herkesin tanıdığı franz'sın. özellikle de beyoğlu taraflarında, yalan mı?

franzbodelschwingh: jup - yaklaşık altı aydır bayağı işim var..

erelada: her şey nasıl başladı, anlatsana...

franzbodelschwingh: almanya'da politika okumak boktan geldi ve giderek depresifleştim. öğrenci olarak ülke dışına çıkmanın en kolay yolu erasmus. ben de çok uzak bir yere gitmek istiyordum. helsinki'nin depresiflere iyi gelmediğini öğrenince, istanbul'da karar kıldım. burada da ünvirsite bana göre değil diye düşündüm ve gittim bir makine aldım ve fotoğrafçı olmaya karar verdim. başta pek bir şey olmadı. genellikle sarhoş oldum. derken para bitti ve iş aradım. bir kız arkadaşım indigo'da çalışıyordu ve orada başladım..

erelada: ondan önce hiç mi fotoğraf çekmiyordun?

franzbodelschwingh: yoo, çekiyordum ama kişisel olarak. şimdi baktığımda berbat geliyor. yaparken öğrenmek benimkisi, başka türlü olmuyor.

erelada: doğru ve de o duyguya sahip olmak... soyismindeki "von" senin soylu bir kökeninin olduğuna mı işaret ediyor?

franzbodelschwingh: olabilir... ama ismi gereksizce uzatmaktan başka bir faydası dokunmuyor ve hiçbir türk kalıba uymuyor.

erelada: yani soyluluk meselesini araştırmadın... ama haklısın bu isim herşeyi daha komplike bir hale getiriyor. hele türkiye'de yaşıyorsan. istanbul'da depresyonunu yaşamak dışında seni bağlayan ne var?

franzbodelschwingh: neredeyse üç senedir burada yaşıyorum. depresyonlar geliyor ve gidiyor, nerede olursan ol. istanbul'da da bu durum farklı değil. ama en azından burada bir şeyler oluyor. her zaman iyi şeyler değil belki ama hiçbir zaman canın sıkılmıyor. galiba bu uyarıya ihtiyacım var benim....

erelada: aynen, istanbul'un böyle insanı kenetleyen bir tarafı var... fotoğraflarını çektiğin insanları tanıyor veya görüyor musun?

franzbodelschwingh: tanımak mı.. çok fazla yüz tanıyorum (çok fazla) bazısıyla konuşuyorum. ama gerçekten tandığım fazla yok. bütün o partilerde dolaşmaktan beynim umutsuzca tıklım tıklım oldu. isimleri aklımda tutmayı bıraktım. hiç faydası yok. yüzler de karışmaya başladı. karşılaştığımda isimlerini hatırlamıyorum insanların ve kendimi zorlayarak bulmaya çalışıyorum. insanların beni hatırlamaları daha kolay halbuki. partilerde büyük kamerayla dolaşan çok fazla alman sarışın adam yok. hiç adil değil :(

erelada: hahahahah... niye ki, bu özelliklerin seni marka yapıyor; olumlu tarafından bak bence... isim hatırlamaya gelince, gece hayatında kim kimin ismini hatırlamış ki? senin fotoğrafını özel yapan ne dersin?

franzbodelschwingh: bir kere bu işi bir tek ben yapmıyorum... ama üç şey var, teknik; iki flaş kullanıyorum,; fotoğrafı manipüle etmemi sağlıyor. çektiğim insanların gözlerine bakıyorum. yani kamera arkasına saklanmıyorum. almancada bir laf vardır; ormana ses nasıl girerse öyle çıkar diye. ben de insanların gülmelerini istiyorsam kendim de gülüyorum. yüzleriyle oynamalarını istiyorsam aynısını yapıyorum. insanlarda refleks olarak aynısını yapıyorlar. üçüncüsü ise bıyıklı ve sarışın bir alman olarak sanki adaha avantajlıyım, bana güveniyorlar...

www.bfotos.de

-------------------

franzbodelschwingh: hey

erelada: heyy.. ich schiesse los mit der 1. frage.. du bist also momentan der hip mensch in der club scene!!??

franzbodelschwingh: ich bin vor allem der fotograf. und selbst bin ich gar nicht so hip :)

erelada: aber irgendwie bist du der franz, der in fast allen parties und eröffnungen rumfotografiert.. insbesondere in beyoğlu, oder taeusche ich mich?

franzbodelschwingh: jup - seit ca. einem halben jahr hab ich gut zu tun...

erelada: wie ist denn alles zustande gekommen, erzahl doch mal..

franzbodelschwingh: Ich fand mein politik studium in deutschland scheisse und wurde langsam aber sicher depressiv. der einfachste weg als student aus dem land zu gehen ist erasmus und ich wollte so weit weg wie möglich. da ich mir dachte helsinki sei nicht so gut für depressive bin ich dann nach istanbul. dann war ich ein paar mal an der uni hier und fand das immernoch nicht gut. also hab ich mir eine kamera gekauft und beschlossen fotograf zu werden. dann ist erst mal länger gar nichts passiert und ich war vor allem besoffen. als dann irgendwann das geld zu ende war musste ich mir 'nen job suchen - eine freundin arbeitete im indigo; also hab ich da angefangen zu fotografieren

erelada: und davor hattetst du gar nicht fotografiert oder was?

franzbodelschwingh: doch - aber nur so privat. und wenn ich mir das jetzt angucke war das alles mist. learning by doing... anders funktioniert das nicht bei mir.

erelada: stimme ich zu und natürlich das gespür haben... sag mal, das "von" in deinem namen, stammst du von einer adeligen familie?

franzbodelschwingh: kann schon sein... davon hat man aber nichts mehr ausser das der name vollkommen unnötig verlängert wird und in kein türkisches formular passt.

erelada: hast also nicht recherchiert... aber es stimmt, macht alles viel komlizierter, vor allem wenn du in der türkei lebst.. was verbindet dich zu istanbul ausser dass du deine depression auslebst..?

franzbodelschwingh: ich lebe hier jetzt seit fast drei jahren - depressionen kommen und gehen egal wo man man ist - das ist in istanbul nicht anders. Aber wenigstens passiert hier was - nicht immer gutes aber es ist selten langweilig und ich glaube diese stimulation brauche ich...

erelada: genau, istanbul hat so eine fesselnde seite denke ich auch.. siehst oder kennst du die menschen die du fotografierst?

franzbodelschwingh: was heisst kennen... ich kenne viele gesichter (verdammt viele) und mit dem einen oder anderen hab ich auch kurz gesprochen. aber wirklich kennnen tue ich die wenigsten. ach der ganzen zeit auf den ganzen partys ist mein gedächtnis hoffnungslos überfüllt. mir namen zu merken versuche ich meist gar nicht mehr - absolut hoffnungslos - und selbst die gesichter kommen immer mehr durcheinander. das ist oft peinlich wenn ich jemanden treffe, mich an das gesicht erinnere, wir grüßen uns und dann versuche ich krampfhaft zu erinnern woher zum teufel ich den/die nochmal kenne. und wer ich bin ist nicht natürlich viel leichter zu merken - es gibt nicht so viele blonde mit großen kameras auf parties.... unfair :)

erelada: hahahahah... wieso unfair, diese eigenschaften machen dich zu einer marke; sieh es von der positiven seite.. und namen merken ist nicht unbedingt die staerke der nachtmenschen, egal wo... was denkst du macht deine fotografie eigenartig?

franzbodelschwingh: also erstmal gibts auch andere die das machen... aber im wesentlichen sind das drei sachen erstmal ist das die technik - ich benutze zwei blitze, das gibt mir mehr möglichkeiten das bild zu beinflussen -dann versuche ich die leute anzusehen wenn ich sie fotografiere und mich nicht hinter der kamera zu verstecken, in deutsch sagt man "wie es in den wald hineinschallt so schallt es auch wieder heraus" wenn ich will das die leute lächeln, lächel ich sie an, wenn ich weill das sie grimassen schneiden, tue ich das, viele leute machen reflexartig das nach was sie sehen.... und zum dritten hab ich als blonder deutscher mit schnurrbart einfach einen vorteil - die leute sind eher offen mir gegenüber...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.34-GENCO GÜLAN/SANATÇI



biz genco ile basının cilasızdan cilalıya geçişinden beri tanışıyoruz. yeniyetmelik geride, iş hayatı tazece. haftalık dergi aktüel'in oluşum aşaması. biraz "gavur" ve "ayrıksı" tavırlı adamlarız. ne onun söylediğini anlıyorlar ne benim.. geçti o yıllar.. genco gülan kavramsal düşünen, kavramsal sanat yapan sanatçı, hoca ve taze/güncel fikir ve işleriyle istanbul'u zenginleştiren bir isim... önümüzdeki hafta tiyatro festivali kapsamında bir video performansı/belgesel tiyatro gösterisi gerçekleşecek, haberiniz ola...

Me
yesss..


11:35amGenco
heyo
nasılsın?

11:36amMe
galiba iyiyim, havanın serinlemesi bana iyi geliyor..
biraz nordik bi insanım galiba, sen?


11:37amGenco
garip biraz havalar..

11:37amMe
aslında havaları konuşmak da artık gereksiz, kabul etmeli ozon delindi, ısınıyoruz, deliriyoruz etc..
sen ne kadar delirirsin?


11:38amGenco
hmmm...Türkiye'de sanat yapmak zaten delilik kabul ediliyor.

11:39amMe
peki sen sanatta ne kadar delirdin?


11:40amGenco
İstanbul Tiyatro Festivali'ne bir gösteri hazırlıyorum. Gel gör: http://www.iksv.org/tiyatro/program.asp?EID=10

11:41amMe
öyle mi? gelirim mutlaka, inceleyeceğim sohbet bitince.. o zaman hazır güncel bir konu varken biraz anlatsana..


11:45amGenco
Projenin ismi CADAQUÉS. Bir video performans. Oyuncular "ölüm" temalı 12 adet video röpörtajı ses ve görüntüye getiriyorlar.

11:46amMe
cadaques'ın anlamı nedir?
cehalet işte..


11:49amGenco
CADAQUÉS güney İspanya'da gerçeküstücü sanatçıların, (örneğin Dali, Duchamp, Bunuel gibi...) buluştukları bir sahil kasabası. Ben ismi gerçek hikayeleri anlatırken bir metafor olarak kulanıyorum.

11:52amMe
delilik üzerine konuşurken bu gösteriden bahsettin, o zaman alakalı bir konu, öyle mi?


11:54amGenco
Evet ve hayır ve evet ve hayır.

11:57amMe
anladım, git, gör, kendin değerlendir diyorsun yani... genco facebook'dan sonra birbirimizi, verdiğimiz tepkiler, işaret ettiğimiz konular üzerinden daha farkeder hale geldik bir bakıma.. sen genel olarak kızıyorsun, ne dersin?


11:58amGenco
Kızgınlıktan daha çok kendini ifade diyebiliriz. FB'deki durum kısmını 2000
kişinin okuduğu bir gazete köşesi gibi de düşünüyorum.

12:00pmMe
haklısın, ben de öyle düşünüyorum.. paylaşmak, derdini anlatmak, görünür de olmak bir yandan..
12:02pmMe
bu cumartesi sohbetlerinin "kötü" yanı spontan olması biraz.. sen de daha çok söz değil, yaptıklarıyla kendini ifade eden bir adamsın.. istanbul'da işleri ve yaptıklarıyla ruhdaşın olduğunu düşündüğün kimse var mı diye sorsam..


12:02pmGenco
Derdini söylemeyen derman bulamaz.

12:03pmMe
doğru!


12:04pmGenco
istanbul'da yok ama istanbul'la var ruhdaşlığım...
şehir benim arkadaşım.

12:05pmMe
seviyorsun bu şehri..


12:06pmGenco
seviyorum evet ama bu bir "love and hate" ilişkisi...hala fırtınalı bir aşk var aramızda hatta karım bile hala kıskanıyor bizi...

12:08pmMe
öteki kadın istanbul!.. "öteki" konusu narin bir konu, esner gider..
istanbul o kadar tehditkar mı sence?


12:11pmGenco
bir de New York var kendimi bu kadar içinde hissettiğim...istanbul'un kızgınlığını köprünün uğultsunda duyarsınız ancak...

12:13pmMe
ya da kalabalık sokaklarda gözlerde.. taksicinin virajı dönmesinde, konuşmaların hoyratlığında ve savurganlığında.. yine de seversin istanbulu, ruhunun karmaşasını en iyi o bastırır çünkü..


12:15pmGenco
ben istanbulu çok seviyorum ama aramızdaki karşılıksız bir aşk.

12:16pmMe
çoğumuzun öyle galiba..


12:16pmGenco
aynı Türk filimlerinde olduğu gibi...saatlerce bekletiyor beni trafikte, martılarını göstermeden hemen önce...

12:18pmMe
ne güzel söyledin.. bekliyoruz, öteki yüzünü görmek için hep bekliyoruz.. sen avrupacı mısın, amerikacı mı peki?


12:19pmGenco
c) her ikisi de d) hiç biri

12:21pmMe
peki gencocum, çok teşekkür ederim vakit ayırdığın için.. galata'da görüşelim bir ara, martıların orada..


12:22pmGenco
OK. pazartesi 20:30'da da provaya davetlisin...

12:23pmMe
heyyyy.. süper.. o zaman 6'daki röportajımı süratle yapmalıyım..

27 Şubat 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.33-İLHAN ERŞAHİN/MÜZİSYEN


ilhan erşahin şu anda brezilya'da. yeni albüm bitmiş, yeni müzikler, yeni heyecanlar ve "şimdi"nin ruhuyla yaptık söyleşiyi. ilk defa online olarak değil, mailleşerek yapıldı cumartesi sohbeti. skype veya msn kullanmıyor veya tercih etmiyor. önemli değil. zevkli bir röportaj oldu. onunla konuşmamızın önemli nedenlerinden biri önümüzdeki hafta salı günü babylon'da başlayacak olan NUBLU JAZZ FESTİVAL'i. festivalin motto'su olan "HEAR THE MUSIC OF NOW!" bizim sohbetimizin de mottosu oldu. buyurunuz..

new york'tan sonra nublu jazz festival'inin ikincisi istanbul'da olacak mart başında.
sağlam isimlerin konser vereceği festivalin sloganı "music of now". bunu biraz konuşabilir miyiz?
nedir "şimdi"nin müziği?


çünkü biz bunu yapıyoruz.. yani sonuçta ben bunu yapıyorum...ve de seçtiğimiz bunun bir parçası olan herkes öyle.. çünkü ben gerçekten önemli olanın ve enteresan olanın şimdi olduğunu düşünüyorum. yani tarih tabii ki enteresan ve önemli ama şimdi daha fazla önemli, öyle değil mi? tarihi istediğin kadar kurcalayabilirsin, geçmişten beslenerek müzik yapabilirsin, eğlenebilirsin. kulağa beatles gibi gelen veya çilek aromalı ya da nane aromalı ciklet gibi hiç bitmeyen türkçe popun neresi eğlenceli?.. eski sistem çalışmıyor, o zaman yeni şeyler söylemek lazım.. yeni olan gelsin, eski olan gitsin diyoruz..


peki festivale katılacak isimleri nasıl/hangi kritelere göre seçtin/iz?


hepsi enteresan kişiler oldukları için seçildi.. ve hepsi için sanatçı diyebiliriz.. bana göre sanatçı bir müzisyenden çok öte bir şey..


bütün bu festivaller, konserler.. bir yandan bir tarih yapılıyor aslında. eminim inanılmaz kayıtlar vardır. bunlar bir gün kitap veya film olmalı öyle değil mi? var mı öyle bir düşüncen?


eveeettt... bence fatih akın asıl nublu'nun filmini yapmalıydı, o alman soul kitchen yerine.. ya da jim jarmush ya da başka birileri.. bunun olması gerek, bu kadar basit.. uyanmanın zamanı geldi.

müzikte orjinal olmak hala mümkün mü?

tabii ki.. nasıl herkesin farklı parmak izi varsa, yeni müzikler ve de yeni dışavurumların da sonu yok.. medya ve tepede olan adamlar işi zorlaştırıyor yalnızca. orijinal olmak demek kendi derinine inmek, kendi parmak izini bulmak demek.. bu çok mümkün ama bugünün toplumsal yapıları içinde giderek zorlaşıyor ve buna izin verilmiyor.. bunu da her anlamda söylüyorum. çıkan yayınlardan, gazetelerden yemeğe kadar her şey yozlaşma içinde. yemeği ele alalım, sıradan bir türk bütün gün çay içer, çayına 2 veya üç şeker atar, et yer ve sigara içer..vücuduna bütün o hormonları ve zehiri aldıktan sonra berrak ve net düşünmesi nasıl mümkün olabilir? ve sonra o korkunç gazeteleri açtığında karşına çıkan sansasyon haberleri, yarı çıplak kadın görüntüleri.. sorarım sana böyle bir yozlaşma içinde çok çok katı ve kendini muhafaza edebilmiş bir birey olarak günlük yozyuklarla uğraşırken nasıl orijinal müzik, orijinal sanat talep edebilirsin..

internet ile aran nasıl? müzik dinleyicisinin, müzisyenin hayatına çok farklı bir boyut getirdiği kesin. sence bir avantaj mı? yoksa her şey kötüye mi gidiyor?

hayır hayır.. her şeyin iyiye gittiğini düşünmeliyiz. böyle düşünmek zorundayız. yeni kuşak her zaman daha iyidir ve insanoğlu iyiye gidiyor kesinlikle. mesele tepedeki adamların hepsinin yaşlanıp ve umarım doğal olarak ölmelerini beklemek zorunda olmamız. sonra yeni kuşak gelecek. düşünsene, dünyayı yöneten ve kararlar veren liderlerin çoğu 50'ler, 60'lar ve 70'lerin eğitim ve düşüncelerini kullanıyorlar. ama biz şu an 2010'dayız.. yani eski gitmeli, yeni gelmeli yerine.. soruna gelirsek, dijital, hayatın iyi veya kötü bir parçası oldu. bununla yaşamalıyız. eğer gençler bu sayede kararlar verecek olsalardı, çok daha iyi olurdu. internetin iyi tarafı birinin yaptığı müziğin dünyanın her yerine ulaşması. kötü olansa insanların bunun bedava olduğunu zannederek hareket etmesi.. bunun olmaması lazım.. bu bir mağazaya gidip, beğendiğini alıp, parasını ödemeden eve götürmenle aynı.. ama nasıl beceriliyorsa, bu durum değişmeye başladı, daha da değişecek.. ama bunun suçlusu açgözlü plak şirketleri. çok uzun süre şu plastik cd'ler için çok para istediler..

jazz'da seni son zamanlarda en çok heyecanlandıran 5 albüm veya isim?

şu an brezilya'dayım ve ismi "afternoon in rio" olan yeni albümümü bitirdim.. 2 hafta önce yeni wax poetic albümünü bitirmek için new york'taydım ve de ondan önce istanbul session'ları vardı etc. sana bencilce gelmesin ama hiçbir fikrim yok.. ama cidden kendi yaptığı işe kendi damgasını atabilen herkesi seviyorum.. that is heyecanlı!!

senin bildiğin, bizim bilmediğimiz ilan etmek istediğin müzik sırrı nedir?

açık ol, şansını dene, hayatı yaşa ve istediğini dışavur.. stil budur.. trendleri unut..

takip ettiğin, dinlediğin jazz dışı müzisyenler kimler? yine 5 isim rica etsem!

hmm.. etmiyorum, benim için iyi olan her şey jazz. benim için orijinal biri, bir nevi meydan okumak demek jazz. charlie parker da jazz ama ilk ortaya çıktığında insanlara punk rock gibi geliyordu. miles davis ve john coltrane de kötü eleştiriliyordu etc.. bunu şunun için söylüyorum, jazz benim için öyle bir şey ki sanki bir kelimeyi açmak gibi.. ama ne demek istediğini anladım tabii.. sanırım ed banger'den birkaç sanatçı cool ve hem avangard hem de popüler olmaları etkileyici. yine aynı şey, gençler bu işi biliyor. radiohead'i tabii hepimiz seviyoruz.. norah'dan emiliana'ya güzel şeyler geçiren bir grup kadın şarkıcı var ve saire.. burada brezillya'dayken rolling stone brezilya'nın 2009'un en iyileri listesini gördüm ve çok etkilendim.. harika bağımsız albümler listenin başında. yani öyle aptal pop grupları yok. bu da onların başındakiler ve kültürleri hakkında çok şey anlatıyor. az önce bunu demek istemiştim.. "şimdi"nin müziği burada epeyce mevcut.. bu arada benim OTTO için yaptığım 6 minutos adlı bir parça en iyi 50'nin içinde 18. sırada.. yeeeeee

türkiye'deki müzik iklimini nasıl buluyorsun? yeni müzisyenler, isimler, oluşumlar anlamında soruyorum..

enteresan bir dönem ama yine mentalite sorunu var. türkler o kadar yetenekliler ki düyanın her yerinde olmalılar, özellikle de avrupa'da. sadece müzikte de değil; spor, sinema, sanat..sinemada bir şeyler olmaya başladı ve müzikte de yavaş yavaş oluyor, olacak bir şekilde, umarım.. 80 milyondan daha iyi sonuçlar çikması lazım!! BUNUN DA KOOPERASYONLARLA VE DEVLET DESTEĞİYLE BAŞLAMASI LAZIM!! böyle şeyler kendiliğinden olmuyor.. destek, destek, destek...

son olarak tekrar festivale dönecek olursak. bu festivalle ilgili beklentin ve hedeflerin neler?

bütün biletler satılsın ve de gruplar iyi çalsın ve şimdi'nin müziği sloganının hakkı verilsin.. peace and love from NUBLU

çokkk teşekkürler...

NUBLU JAZZ FESTIVAL ISTANBUL
02-11.03.2010 @ Babylon
"Hear the Music of Now!"
biletix

6 Şubat 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.32-DENİZ ALNITEMİZ/EX REKLAMCI/RADYOCU/YAZAR/OYUNCU


son marifeti geçtiğimiz hafta "anne yarısı" sayılan kaan sezyum ile birlikte miller music factory'deki sunuculuğuydu. anlata anlata bitiremiyorlar. yetkililer beni çağırdıysalar da, adres değişikliği yüzünden kaçırdığım aktivitelere ağlamaktan gözlerim şişti zaten. neyse. deniz alnıtemiz yani temiz bey haftanın 3 günü kaan sezgin (aka sezyum) ile birlikte dinamo fm'de "sevginin gücü" programını sunuyor. sunmadığı zaman if istanbul'da gösterilecek olan "moral bozukluğu ve 31" filminde yer aldı örneğin. ben onun tek başına veya sezyum'la birlikte büyük bir sıçrama yapacağını düşünüyorum. şimdi o sıçrama nereden nereye olur, kaçta olur, nerede olur konuşmak istiyorum ünlenen türkle..

erelada: alohaaaa..


deniz alnitemiz: saygılar

erelada: alman dakikliği ben buna derim.. almandı değil mi senin ataların?

deniz alnitemiz: tabi aryanız biz. aryancı.

erelada: anladım.. bir ortaklık vardı zaten, şimdi anlaşıldı.. bende sana ait sansasyon yaratacak fotolar var bu arada..

deniz alnitemiz: ya off sansasyonlar peşimi bırakmıyor..

erelada: bu sohbet vesile olsun istedim, yayınlamak için.. :P

deniz alnitemiz: yaa

erelada: olsun, değiştirelim konuyu.. sizin sunuculuğunuz konuşuluyor sağda solda, haberin var mı?

deniz alnitemiz: hadi canım

erelada: öyle valla.. beni yetkililer atladığı için gelemedim.. nasıl oldu anlatsana..

deniz alnitemiz: sahne benim evim

erelada: :))

deniz alnitemiz: ya işte biz sunalım istemişler kaan'la "sevginin gücü" olarak. kaan zaten jüriydi aynı zamanda yarışmada. biz öncesinde yarışmacılarla yapılan workshop'lara gidip, heriflerle minik röportajlar yaptık. gece yayınlanmak üzere. orada onları yakından tanıma fırsatı bulduk. zaten hepsi birbirinden fantastik insanlar. öyle olunca gece çok daha rahatladı her şey. üçüncü karttan sonra kartları da bıraktık. eğlenceliydi oldukça. kaan ben böyle yapınca biten işi çok seviyoum diyor. öyle bir güzelliği var gerçekten.

erelada: ben zaten bu sohbete başlamadan giriş yazısında büyük bir sıçrama yapacağını muştuladım cümle aleme..:) nasıl bir sıçrama yapmak istersin?

deniz alnitemiz: yapmayı istediğim şeyler var şu yazdığım ve utanmadan bir de rol aldığım pazartesi pilot bölümlerinin çekimleri başlayacak olan sitcom gibi. yine yazmaya başladığım ucunu göremediğim bir takım hikayeler var; onları bitirmek istiyorum. onlara karşı bir sorumluluğum var. onları yerine getirmek istiyorum. bunları yaparak bir sıçrama yapmak isterim. ama insan hiçbir şeyi önceden kestiremediği için aslında pek de bilmiyorum. artık kısmet be!

erelada: hangi sitcom bu, utanmadan rol aldığın? neden utanmadın?

deniz alnitemiz: bir röpörtaj kafasına girdim çıkamıyorum. kendimden çok utanıyorum.

erelada: hahahahahah...

deniz alnitemiz: anlatayım şöyle..

erelada: lütfen..

deniz alnitemiz: benim bir sitcom fikrim vardı. onu böyle tretmanımsı bir hale getirdim. sonra kaan'a dedim ki biz bunu yazsak şöyle yapsak falan. oturduk bir ilk bölüm yazdık. bunu kime götürsek falan derken, ali yorgo (yorgancıoğlu) dedi ki, biz bunu çekelim pilot olarak öyle gidelim, satalım. olur dedik. bu arada "Moral Bozukluğu" ve 31"i çektik. aslında o film (film demeye dilim varmıyor ama) bu dizinin cast sürecinin bir ayağıydı. sonra bir bölüm daha yazalım dedik. 2 pilot bölüm olsun diye. niye utanmadığımın cevabı da, şu moral bozukluğu ve 31'in çekimlerinde hayatım boyunca yetecek kadar utandım. Bir daha utanmayı düşünmüyorum. ama tabi allah(cc) utandırmasın. peki biz niye yazıyoruz o kadar. skype teknolojisini yazalım diye mi yapmışlar. sahnem iyidir diyorum o kadar... ben soru sorabiliyor muyum?

erelada: elbette..

deniz alnitemiz: radyoyu dinliyor musun?

erelada: evet, bazen kaçırıyorum, öyle günlerde uyku tutmuyor mesela..

deniz alnitemiz: çok güzel.

erelada: sonra atlatıyorum ve yoluma devam ediyorum tabi.. ama dinamo'nun sitesinde sadece kaan'ın programı olarak lanse ediliyor; ona da içerliyorum.. misafir sanatçılık nereye kadar, sorarım..

deniz alnitemiz: onu siteyi yakarak protesto edeceğim. kaan'a bir senedir söylüyorum, değiştirmedi. çiftler terapisinde ne zaman konuyu açsam, terapiyi bırakıp gitmekle tehdit ediyor. ama sonuçta 4 senedir sifonu yaptırmadığı için tabi ki bizim sitenin yazısına sıra gelmedi. bu röportaj vesilesiyle kaan'a sesleniyorum. "yazıyı yaz yoksa çok fena açıklamalaırım olacak. sezyum efsanesini bir de benden dinlesinler, istemiyorsan ayağını denk al!". hatta çok iyi hatırlattınız, buradan sonra kendisine gideceğim, gitmişken temiz bir bağırayım çağırayım. hem bana da stres atma olur. en azından sifonu yaptırsın.

erelada: sifon önemli.. siteyi birlikte yakalım..hhahahaha.. peki artık reklamcı değil misin?

deniz alnitemiz: değilim. uzun süredir reklamcıyken maruz kaldığım radyasyondan uzakta olmanın getirdiği ayrıcalıklı hayatı yaşıyorum. becerebilirsem dönmemek niyetindeyim. ama tabi belli olmaz. sonuçta mesleğim diyebileceğim tek eee, meslek de reklamcılık. bu sorunuza pas demek istiyorum.

erelada: anladım.. hem hayatın kendisi reklam değil mi.. bu arada soyunarak daha kestirme bir hareket de var şöhret yolunda ama onu düşenmezsin sanırım..

deniz alnitemiz: çok teklif geldi o konuda da. doğru projeye gelin gitmek istiyorum. o şekilde gündeme gelmek istemiyorum. fakat sanatım için de soyunurum. ama kurallarım var. biraz kafam karışık. parayı göreyim öleyim.

erelada: doğru düşünüyorsun, proje de para da önemli faktörler.. belli olmaz belki bu röportajdan sonra açılır kapılar..

deniz alnitemiz: hadi inşallah.. o sansasyonel fotoğraflardan ciddi manada korkmaya başladım. Önceden görmem mümkün mü?

erelada: hassas bir konu, biraz duygusal..:))

deniz alnitemiz: belki onlar benim unutmak istediğim fotoğraflardır. benim fotojenik olmadığım bir mavi dönemim var, umarım o döneme ait fotolar değildir.

erelada: hayır, mavi dönem değil kesinlikle, daha yeşile kaçıyor sanki..

deniz alnitemiz: net miyim? bari?

erelada: gayet net, bakışlarda biraz fluluk olabilir ama hatlar belirgin..

deniz alnitemiz: ister istemez..

erelada: sezyum'la bu miller'deki gibi sunuculuk eylemleriniz sürer mi dersin? ya da sürsün mü ister istemez?

deniz alnitemiz: miller music factory'nin güzelliği efes'tekilerin bizim ne yaptığımızdan -ya da ne yapamadığımızdan mı demeliyim artık- haberdar olmalarıydı. bize ilk toplantıda siz her zamanki gibi takılın dediler. bu şekilde eylemlerin sonuna kadar arkasındayız. sürsün isterim. yapması da zevkli. insanların da hoşuna gidiyorsa yapalım tabi. akademi akademi duy sesimizi.

erelada: süper, ben de isterim, halk da ister.. peki temizbey, bu güzel güneşli istanbul gününde bana vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.. selam etmek istediğin birileri varsa alalım ya da başka temenniler..

deniz alnitemiz: ben teşekkür ederim. sağolun. sevginin gücü sizinle olsun.

erelada: çok teşekkür ederim.. sevgiyle kalalım hep beraber..

!F İstanbul'da Moral Bozukluğu ve 31 seansları:

14.02.2010 17:00
AFM Fitaş Salon 4
18.02.2010 15:00
AFM Fitaş Salon 4
21.02.2010 17:30
AFM Budak Caddebostan

30 Ocak 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.31-AYZIT BOSTAN/MODACI/TASARIMCI/SANATÇI


bizde pek bilinmese de, ayzıt bostan almanya'nın en iyi tasarımcıları arasında. kendi markası, bree için yaptığı çanta tasarımları ve de yakında ortaya çıkacak ayakkabı koleksiyonu ve sayısız ödülleriyle mühim bir şahsiyet.. vanity fair, vogue, monocle gibi dergiler peşinde.. yakında gerçekleşecek olan film projesi ve farklı sergilerle deli bir meşguliyet içinde olsa da, skype üzerinden röportaj yapma teklifimi memnuniyetle kabul etti.. buyurunuz.. (orjinal metin altta - deutsch text siehe nach dem türkischem text)

erelada: biraz baştan alacak olursak, moda yapmak için en büyük motivasyonun neydi? ( merak etme, sıkıcı sorular sormayacağım ama insanlar seni çok fazla tanımıyor bu ülkede:))


svvindle: güzel kıyafetleri alacak gücüm olmadığı için ve de herkes gibi giyinmeyi sevmediğim için sanırım..

erelada: yani önce kendin için kıyafetler mi yaptın, doğru mu anladım?

svvindle: evet! ve de arkadaşlarım için.. çünkü onlar stilimden hoşlanıyorlardı..

erelada: ben de beğeniyorum stilini.. hangisi daha heyecan verici dersin; fikir bulmek ve uygulamak mı yoksa başarı ve şöhret mi?

svvindle: tavrın net ve kararlıysa başarı kendiliğinden geliyor. ama feedback iyi bir şey tabi ve de insanı motive ediyor..

erelada: bence de.. şu aralar birkaç proje üzerinde çalıştığını okudum.. anlatsana..

svvindle: önümüzdeki hafta münihte bir sergim var. serginin olcağı yerde pazartesi günü bir film çekiyorum. bu film orada gösterilecek. bir başka gün esinlenmeyle ilgili bir işm gösterilecek. onun iş için konstantin grcic ve bir sanatçı kolektifi (vvork.com) ile birlikte çalışıyoruz..

erelada: harika, gelmeyi çok isterdim. moda, fotoğraf, müzik ve sanat hiç olmadığı kadar birbirine yakınlaşıyor. örneğin müzik senin hayatında da merkezde yer alıyor bildiğim kadarıyla..

svvindle: eveeet! müziğe bayılıyorum..müziksiz yaşayamam. sanatın en dolaysız şekli bana göre.. HURTS'ü biliyor musun?jaaa!

erelada: evet, bir aşinalık var ama pek tanıdğım söylenemez. iyiler mi?

svvindle: evet, daha albümleri çıkmasa da müthişler ve süper klipleri var..( http://www.youtube.com/watch?v=tBdG87WkwFg)

erelada: tamam mutlaka seyredeceğim.. almanya'da popüler olmak,türkiye'de neredeyse hiç tanınmamak.. önemsiz bir konu mu senin için?

svvindle: çok yazık aslında.. almanya'da yaşadığım için türkiye'deki moda çevresiyle hiçbir kontaktım yok.. yakınlarda moda haftası olacağını duydum, nasıl?

erelada: bence gayet başarılı. yurtdışında da ilgi görüyor. ikincisi düzenleniyor. ben de merak ediyorum..

svvindle: büyük bir şey - kesinlikle şart!

erelada: aynen.. kendi markan, bree için yaptığın çanta koleksiyonu, sinema ve tiyatro için kostüm tasarımları.. nasıl devam edecek her şey?

svvindle: başka firmalarla kooperasyonlar artsın istiyorum..

erelada: hangi firmalar geliyor aklına? ben mesela fred perry derdim, nedense..

svvindle: fred perry çok cool, evet.. bir de ayakkabı tasarımları yapmak istiyorum. ilkini yaptım, harika oldu.. (ayzıt bana fotoğrafını gönderdi ayakkabının ama mlsf şu an fotoğrafını yayınlıyamıyoruz.. yakında!!)

erelada: çok beğendim.. üretimine başlandı mı peki? herhalde satışı sadece allmanya'da olacaktır..

svvindle: ve de styleserver üzerinden online olarak..

erelada: türkiye'den de sipariş alacak mısınız?

svvindle: evet..

erelada: heyy, süper.. peki son olarak, münih'te yaşamak nasıl bir şey? yani berlin ile kıyaslayınca hala bir taşra değil mi?

svvindle: münih süper bir yer. bütün arkadaşlarım burada ve burada çalışmak çok zevkli. ben iki şehri de seviyorum..

erelada: umarım istanbul'a da gelirsin.. burada da bir şeyler yapmalısın..

svvindle: kesinlikle. ben de seninle tanışmak istiyorum ve işlerimi sergilemek de isterim!!.. çok teşekkür ederim sohbet için..

erelada: ben teşekkür ederim.. yakında görüşmek üzere.. sevgiler..

*******

deutsch text:

erelada: wenn's ein wenig von anfang an sein soll, was hat dich motiviert mode zu machen? (keine sorge, ich halte es kurz mit diesen langweiligen fragen aber es muss sein, wegen ahnungslose:))..)

svvindle: richtig gute kleider konnte ich mit nicht leisten, und wollte aber nicht wie alle anderen angezogen sein

erelada: hast also zuerst für dich kleider gemacht, darf ich das so verstehen?

svvindle: ja! und dann für freunde weil sie meinen stil mochten..

erelada: find ich auch super deinen stil.. was ist spannender; ideenfindung und umsetzung oder erfolg und ruhm?

svvindle: der erfolg kommt , wenn die ideen und die haltung gut und konsequent sind, natürlich macht feedback spass und motiviert einen weiter..

erelada: denk' ich auch.. ich habe gelesen, dass du im moment ein paar modeprojekte am laufen hast. kansst du darüber erzaehlen?

svvindle: ich habe nächste woche eine ausstellung in münchen, ich werde am montag einen film drehen in dem raum, wo er auch gezeigt wird, und habe für einen weiteren abend zum thema inspiration freunde eingeladen.. konstantin grcic und eine künstlergruppe vvork.com

erelada: klasse, waere gerne dort gewesen.. mode, fotografie, musik und kunst kommen sich immer naeher. musik zum beispiel steht bei dir auch so ziemlich im mittelpunkt denke ich..

svvindle: jaaa! ich liebe musik! ich könnte ohne sie nicht leben, sie ist eine sehr direkte kunstform,.. kennst du HURTS?

erelada: ja, kenne ich aber bin nicht ganz vertraut. sind die gut?

svvindle: ja, sie haben auch noch kein ganzes album, machen aber echt tolle musik und super clips http://www.youtube.com/watch?v=tBdG87WkwFg

erelada: toll, werd' ich mir ansehen.. berühmt in deutschland, kaum bekannt in der türkei. ist es dier egal?

svvindle: finde ich sehr schade..dadurch dass ich in deutschland lebe habe ich keinen richtigen kontakt zur modeszene in der türkei..jetzt gibt es ja auch 1 modemesse in istanbul, wie ist sie?

erelada: ist gar nicht übel und hat auch viel resonanz bei der intarnationel presse gefunden. es wird zum zweiten mal veranstaltet. wurde auch zeit.. es gibt bei uns auch gute deseigner mittlerweile..

svvindle: zum glück - muss sein!

erelada: genau.. eigene marke, taschenkollektion für bree, kostum design für theater und film, wie soll’s weitergehen?

svvindle: ich würde gerne mit weiteren firmen kooperieren..

erelada: vielleicht auch mit künstlern? welche firmen beispielsweise? mir kommt irgendwie fred perry in den gedanken, was meinst du?

svvindle: fred perry ist cool, und ich würde sehr gerne mehr schuhe machen, habe jetzt meinen ersten designed, der sehr schön geworden ist..

erelada: echt? cool!! wird auch bald produziert und verkauft?

svvindle: ich schicke dir ein testfoto von heute darf aber noch nicht veröffentlicht werden..

erelada: gibt's aber wohl nur in deutschland bzw. in münchen, oder?

svvindle: und online über styleserver

erelada: kann auch von der türkei bestellt werden?

svvindle: ja

erelada: heyy, toll.. jetzt zu guter letzt noch, wie gefaellt dir das leben in münchen? oder ist münchen verglichen mit berlin vielleicht doch noch ein dorf?

svvindle: münchen ist toll- wegen meinen freunden, man kann super arbeiten , berlin ist auch sehr toll, ich mag beide städte in deutschland

erelada: hoffe, dass du auch mal nach istanbul kommst.. vielleicht können wir hier etwas organisieren.. eine show vielleicht? ich würde gerne mit dir in kontakt bleiben..:)

svvindle: ich möchte dich unbedingt kennenlernen wenn ich in istanbul bin, und hätte wirklich grosse lust meine arbeit zu inszenieren?!!

erelada: super.. dann hoffe ich dass du dich meldest bevor du kommst..
.
svvindle: toll-danke dir und bin gespannt...

erelada: ich danke dir auch vielmals.. hat mich sehr gefreut.. bis bald.. liebe grüsse..

23 Ocak 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.30-ÖVÜNÇ CİRELİ/SHOWHOW ORTAĞI


övünç cireli eğlenen ve eğlendirmesini seven biri. yıllar önce 2'debir'in parti projelerinde yaptığımız işbirliklerinde tanıştım onunla. efes pilsen'in event'lerinden sorumluydu. oradan ayrıldı. tolga dizmen ile birlikte showhow'u kurdular. derdi ve tasası değişmedi. yine insanları eğlendirmek ve yeni fikir ve projelerle insanların hayatlarını renklendirmek, değer katmak istiyor. sun.day.sky festivalinden sonra showhow "art by chance" projesiyle gündemde...

ovunc cireli: çok evci ve cici bir gün.. insanın evden çıkası gelmiyor, ne güzel..

erelada: hem de nasıl.. benim evden harika bir görüntü var.. maçka, kar lapa lapa.. müthiş!!

ovunc cireli: parka gidilir rüzgar kesilirse. maçka parkında kardan adam yapmaca, tepsi torba ile kaymaca..

erelada: hahahaha.. iyi fikir..

ovunc cireli: bu arada ilk partinizi yapıyorsunuz. hayırlı olsun eğlenceli olsun

erelada: evet evet çok heyecanlı, umarım hava muhalefeti yüzünden terslik olmaz.. parti demişken, sen de öyle bir adamsın,
fikir ve eğlence bir arada olan işler seviyorsun..


ovunc cireli: entertain etmeyi çok seviyorum. aslında herkeste olan bir duygu.. yaş günü kutlamaları ile her sene beslenen bir duygu herkes için.

erelada: :) doğru.. aslında en taze konu, şu anda sizin türkiye'ye getirdiğiniz festivali konuşalım.. çok heyecanlı..

ovunc cireli: sun.day.sky çok eğlenceli yazması bile.. sun.day.sky'dan mı bahsediyorsun?

erelada: ben art by chance'i kastettim.. nefis bir proje..


ovunc cireli: yaa evet. biz de ilk duyduğumuzda çok iyi bir fikir olduğunu düşündük. ve bu sene 2. si olacak festivalin nasıl kar topu gibi büydüğüne de şahit oluyoruz. art by chance'e gelince, filmi üreten, yayınlayan, sponsor olan ve izleyen, yani karşılaşan herkes için çok heyecanlı..

erelada: en heyecan verici olan tarafı bir şey yaratmak, kurmak ve büyüdüğünü görmek.. bir değer yaratmak bence..

ovunc cireli: evet.. geçen sene fikir ortaya çıkıyor ve 13 ülke 70 şehirde "art by chance" gösterime giriyor. bu sene 20 ülke 100'ün üzerinde şehirde yaklaşık 10.000 ekranda 30 sn'lik filmler oynuyor. yani fikir seviliyor ve kolayca yayılıyor..

erelada: muazzam! böylece pekçok genç yetenek için de alan açılmış oluyor.. böyle şeyler çoğalmalı..

ovunc cireli: evet oldukça genç insanların farklı teknikler kullanması çok güzel ve ilham verici.. genelde üniversite öğrencileri katılıyor veya yeni mezunlar..

erelada: katılım nasıl? şimdiden hareket vardır mutlaka..

ovunc cireli: türkiye de şu anda next generation medyanın sahip olduğu yaklaşık 600 ekran. hillside ile işbirliği içine girmek üzereyiz. güzel gelişmeler oluyor.. ocak ayında katılım çağrılarına başladık, şimdiden gelmeye başladı ama klasik bir son dakika sendromu olacağını düşünüyorum. mart ayı sonunda katılım bitiyor dolayısıyla mart ayı film yağacaktır eminim..

erelada: evet, evet.. "burası türkiye sendromu"..:) .. eminim süratle ilerleyecektir.. peki sana bir şey soracağım, istanbul 2010 ile ilgili ne düşünüyorsun? yani istanbul'un kültür başkenti olma meselesine kişisel bakışın?

ovunc cireli: gülüyorum. nedense ilk duyduğum zaman aklıma geliyor, yaklaşık 4 sene önce. ben bu işin bir yerinde olacacağım dedim hırsla

erelada: aynen..hahaha. sonra ne oldu?

ovunc cireli: şimdi ise duyduklarım, olanlar ve gelişmelerden dolayı uzaklaştım. bazı işler için teklif verdik konuştuk ilerledik ama enerji uyuşmadı anlaşılan. aslında benim hissettiğim içeride hep bir karışıklık olduğuydu..

erelada: gerçek değil gibi.. ilüzyon daha ziyade.. kimin enerjisinin uyuştuğu da ortada zaten..

ovunc cireli: evet ilüzyon ama umarım en azından istanbul kültür sanat hayatı için kalıcı bir mekan, düzenleme olur, yeni sanatçılar yeni olanaklar çıkar diye düşünüyorum sadece. pozitif olsun her şey!

erelada: umarım öyle olur ama bizim istanbul kültür sanat hayatına 2010 halüsinasyonundan bağımsız vereceklerimiz var diye düşünüyorum..

ovunc cireli: evet çok var daha..

erelada: istanbul'da en büyük ihtiyaç nedir sence?

ovunc cireli: huzuuuur

erelada: hahaha.. çok zor!! :) büyük şehirde huzur aramak??

ovunc cireli: ya zor olduğunu biliyorum ama çok hasta insan var gerçekten.

erelada: daha organize bir şehir olmakla alakalı, o yüzden zor.. ama doğru.. bosphorus hasta zaten hep..:))))

ovunc cireli: istanbul da ne lazım, bilmem, bilemedim ama bilinçli tüketici lazım, o kesin.

erelada: bazen şöyle düşünüyorum.. geçici olarak istanbul'u isveçlilere versek.. gelseler, biz de oraya gitsek.. değiş tokuş yapsak.. mesela birkaç yıl.. fena olmaz.. huzur dediğin için söylüyorum.. :)

ovunc cireli: farketmez yine aynı insanlarla olduktan sonra sanırım.. :)

erelada: sorun insan malzemesi yani..

ovunc cireli: baktığında adamlar da huzurdan sıkılmış. buraya geliyor, karmaşıklığa aşık oluyor ve kalıyor... ya bu yazışma gittikçe derinleşiyor ama erel, zorlanmaya başladım. ben o kadar derinlerde kaybolurum..

erelada: hahaha.. daha fazla bunaltmayacağım seni.. hızlı sorulara geçelim..

ovunc cireli: ok

erelada: en deli fikrin neydi?

ovunc cireli: bak bu da zor.. snowboard kayarken delilik yapardım..

erelada: ne gibi?

ovunc cireli: oradan buraya atlamak gibi... delikanlılık zamanı işte..

erelada: hahaha.. snowboard zaten öyle bir şey değil mi? oradan buraya atlıyorsun hep..

ovunc cireli: o zamanlar çok güzeldi aslında delilik açısından. her an deli bir şey yapmak. mesela bağdat caddesinde bir taraftan diğer tarafa hentbol topunu atarak oynardık insanların arasında. aynı şekilde frisbee. arabalar çarpardı, özür falan dileyip devam ederdik :)

erelada: bu delilik bak.. caddeyi bildiğim için..snowboard'dan da tehlikeli..

ovunc cireli: ne bileyim, delilik ansızın gelebiliyor, çok kimyasal bir durum. tabi bu durum entertain etmek fikrinden de çıkıyor.

erelada: ne güzel bu coşkun işine de yansıyor bence.. peki 5 yıl sonra nerede olacaksın?

ovunc cireli: sanırım showhow şirketimiz ile çok sevdiğimiz fikirleri hayata geçirdiğimiz festvallerimiz, şenliklerimiz ve projelerimiz olacak.

erelada: yani şirket büyüyecek.. o zaman başarı önemli senin için..

ovunc cireli: yurtdışından farklı ortaklıklar ve sinerji ortaklıklarımız olacak gibi gözüküyor. showhow da idea to entertain motto'lu işlerimizi arttıracağız. farklı yönlere sapacağımız günler de gelecek bunu biliyoruz. o zaman showhow değil farklı bir isim altında değişik projeleri hayat geçirmek istiyoruz. digital sanal ortamlar gibi. bizi çok heyecanlandıran işler var ilerisi için..

erelada: hepsi sırayla..:)

ovunc cireli: hayal kurmak güzel. evet sırasıyla..

erelada: her şeyin başı hayal kurmak bence de.. yoksa bankacı olurduk sanırım..

ovunc cireli: kesinlikle kurdukça gerçekleşiyor.

erelada: biz chat yaparken dışarıda göz gözü görmüyor kardan.. övünçcüm çok teşekkür ederim sohbet için.. sen şimdi kartopu oynamak istiyorsundur, eminim.. :)

ovunc cireli: woooow, evet yaaa.. çok güzel yağıyor, yaşasın.. ben teşekkür ederim erelcim..

2 Ocak 2010 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.29-MERVE TUNA/MODA TASARIMCISI/SANATÇI


merve tuna 2'debir'in kapak kızı olmuştu. model olmadığı halde, seve seve kabul etmişti teklifimizi. "çubuk kraker" isimli melis ağazat'ın editörlüğündeki çekim muhteşem olmuştu. merve londra'da london college of fashion'da moda masteri yapıyor. 7 ocak'ta okulda ve 28 ocak'ta victoria & albert'te mezuniyet defilesi var. merve tanıdığım en yetenekli sanatçılardan biri. şaşırtıcı, sürprizli ve son derece taze fikirleriyle adını çok ama çok duyacağız, emin olabilirsiniz. az önce skype üzerinden yaptığımız söyleşiyi zevkle okuyun..


erelada: mervee..


Merve: gunaydin erell... 9da kalktim, aferin bana :)

erelada: günaydın, nasılsın? aferin valla :)

Merve: evet. super. herkes uyuyor. sessiz her yer... iyiyim.

erelada: kalabalık mı yaşıyorsun? yoksa londra mı sessiz?

Merve: yok su an evde kimse yok. ev arkadaslarim tatilde. 1 ben calisiyorum. londra sessiz. ilk christmas'im burada. bayağı kötüymüş. kimse çalışmıyor. her yer kapalı. sokaktaki coffee shop bile 4 ocakta acilcakmis.

erelada: aaaa, rezalet!! hazırlık yapıyorsun değil mi? yakında defilen var..

Merve: defile yakin cok evet. 28'inde.. master graduation show. once okulda 1 show olacak. sonra da 10-15 kisi secilen v&a (victoria & albert) de gosterecek. 1 bucuk yildir ayni proje ustunde calisiyorum..

erelada: aralarında 100de 100 sen de olacaksın, eminim..

Merve: umarim :)

erelada: peki ben biraz düşündüm, neler konuşabiliriz diye birkaç moda sorum var sonra da sürpriz sorular, hazır mısın?!

Merve: hmm.. hadi bakalim.

erelada: modanın, moda tasarımının yeni olanla oldukça fazla ilgisi var. hayatında/hayatlarımızda nelerin aynı kalmasını istersin?

Merve: surekli 1 seyler yapiyor olmak sanirim. o hep ayni.

erelada: yani üretmek..

Merve: evet. 1 de akil mantik ihsan:)

erelada: insanların beklentileriyle kendi farklılık yaratma arzun arasında nasıl bir denge kuruyorsun? kuruyor musun ya da?

Merve: yok ben kuramiyorum.

erelada: kurmak istemiyor musun?

Merve: ben en iyisini yaparsam, begenen olur nasil olsa diye dusunuyorum. kurmamayı tercih ediyorum diyelim.

erelada: zaten öbür türlüsü yaratıcılığı körelten bir şey olurdu..

Merve: evet. buraya da o yuzden geldim belki. ama degisen 1 sey yokmus:) yine 1kac kisi var islerimi begenen.

erelada: hahaha.. yer ve mekan önemsiz alsında..

Merve: evet. ama mutluyum da.

erelada: bu güzel işte..

Merve: yapamadigim 1 suru seyi burada yapabildim. bahane oldu buraya gelisim. taksidermiyi merak ederdim hep. burada kursuna gittim.

erelada: nedir, anlatsana..

Merve: kisaca ölü hayvan doldurma. istanbul'da 1 tek karakoy'de av malzemeleri satan dukkanin vitrininde gormustum.

erelada: neden böyle bir şeyi istedin? neden ilgini çekti?

Merve: ben genelde beni rahatsiz edip 1 taraftan da cekici gelen seylere ilgi duyuyorum sanirim. 1az yuzlesmek gibi...

erelada: şöyle bir şey geldi aklıma, eğer çok kişisel olmayacaksa; senin facebook status’lerindeki birkaç cümleyi soruya çevirmek istiyorum izin verirsen. “is it new? really..” yazmışsın. yeni olan bir şey var mı sence?

Merve: heh, onu yeni yil icin yazmistim:) epeydir tarih atarken 2009 eski gelmeye baslamisti.


erelada: sıkıldın 2009'dan?


Merve: insan plan yaparken 2010 coktan geliveriyor kafasinda. sıkılmak degil de, taze degildi yeterince..

erelada: doğru, benim de öyle oldu.. peki, "suspicious lightning?"

Merve: o bayağı dogru. karsi binalardan 1inden cok parlak 1 isik geliyordu direkt benim camima. ben de uzerime alindim. heh..
sonra bakmadim 1 daha.. yazinca kurtulmus oldum paranoyadan.

erelada: senin işinde kuşkuya ne kadar ihtiyaç var dersin?

Merve: kusku huzursuz 1 sey bence.

erelada: kötü mü peki?

Merve: isimlendirip atlatmaya calisiyorum genelde. kacinilmaz

erelada: her konuda mı böylesin?

Merve: o yuzden kotu degil. nasil?

erelada: isimlendirip, atlatmak..

Merve: sanirim evet. islerimde ozellikle. terapi gibi 1az. 1 seyi cirkin bulup kacmaktan iyi sanirim..

erelada: iyi bir yol.. "void & sublime? bunu ne düşünerek yazdın diye sormak istiyorum..

Merve: void and sublime zizek'ten alinti. 1 makalesini okuyordum, coca cola'yla ilgili. aslinda hic 1 yasamsal ihtiyacimizi gerceklestirmemsi ama 'it' olmasi üzerine. kampanyalari da oyleymis zamaninda. that's it aslinda. istedigimiz sey.

erelada: "Itshouldbeholidaywhenmercuryretrogrates".. çok mu etkilendin?

Merve: heh sanirim o zman oyleydi. hic is yapamiyormusum gibi. 20 gün filan sürdü..

erelada: "greenteacoffeecoffeecoffeecoffeegreenteacoffee"… çok mu tüketiyorsun?

Merve: evet 1 teslime yakindi cok sanirim o zaman. calisma geceleri yapiyorduk arkadasimla. az uyku cok tuketim. hiç sağlıklı değil.

erelada: işe yaradı mı?

Merve: yaradi ama evet. yalniz omamak da yariyor.

erelada: genel anlamda mı, iş yaparken uyukusuzlukla başederken mi?

Merve: is yaparken:) yanizlik guzel. bu arada..

erelada: kesinlikle güzel, katılıyorum!! “togetherwewillliveforever” clint mansell’den bir parça olduğunu yazmışsın. hemen peşinden hep beraber sonsuza kadar da yaşayalım tabii demişsin. birlikte sonsuza kadar yaşamak istediğin insanlar her zaman yanında mı?

Merve: su an fiziksel olarak degil. 1 kismiyla da henuz tanismadigimi dusunmeyi tercih ediyorum sanirim

erelada: :) “iwouldntbeabletotellyoumorethanyouwouldunderstand” öyle mi gerçekten? Insanlar anlayabildikleri kadar mı bilmeliler sence?

Merve: o beni uzen 1 durumla ilgiliydi. okuldaki pr'la yarim saatlik 1 toplantidan sonra. hic 1 sey anlatamadigimi ama sebebinin onlarin aslinda dinlememiş oldugunu farkedisim. ama genel anlamda sessizlik cok konusmaktan daha iyi sanirim.bazen daha cok bile sey anlatabilir. 1 de bence sakincasi yok, o kadar bilsinler :)

erelada: söylenmeyenlerin daha kıymetli olduğunu düşünürüm ben de.. :)

Merve: evet. bazen cok kolay olur bazisiyla anlasmak..

erelada: En can alıcı cümlen de şu gibi, “ if I could sell my soul, it would be 20 pounds an hour”..

Merve: hah! evet, giysilerin pricing'ini yaparken, yapmak zorundaydim ama zor tabi. o yuzden oyle dedim. 20 pound da az yani

erelada: bence de, çokkk azzzzz

Merve: maksimum15 pound aslinda. benim gonlum elvermedi :)

erelada: “the truth is out there”.. öyle mi dersin? veya nerede?

Merve: aslinda burada, apacik ortada anlaminda.

erelada: sen neredeysen orada aslında..

Merve: evet. aklim basimda oldugu surece..

erelada: :) bu söyleşiyi okurken insanlar hangi müziği dinlesin sence? ya da sen şu anda ne dinlemek istersin?

Merve: ben simdi bob dylan dinliyorum. calisma muzigim aslinda. ya da soap & skin. sen de yazmistin. cok guzel değil mi..

erelada: soap & skin. yıkıcı ve muazzam.

Merve: evet o kadar yikici ki calisirken dinlemiyorum. sen ne dinliyorsun?

erelada: bob dylan da fena sayılmaz, o da dokunur.. ben dinlediklerimin çoğunu blog'da yazıyorum aslında ama benim her daim dinlediğim keith jarrett'dir. özellikle köln konseri albümü.. bir de nina simone vazgeçilmezimdir..

Merve: bakayim, zevkine guveniyorum.

erelada: mutlaka edinmelisin o albümü..

Merve: :)

erelada: mervecim, çok zorlamamışımdır seni umarım.. ama çok zevkli oldu böyle..

Merve: yok cok guzel gecti benim icin. uyanmanin en iyi yolu sanirim..

erelada: hehe..

Merve: tesekkur ederim. bol müzikli günler.. xxx

erelada: ben çok teşekkür ederim.. sana da bol şans.. çok öpüyorum..

Merve: xxx

26 Aralık 2009 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETİ YERİNE CUMARTESİ YAZISI!!


az önce facebook güncellemelerine bakarken, ece esmer'in yoga ile ilgili yazdığı yazının linkine tıkladım. yıllardır yoga yaptığını ve nasıl hayatını kapsadığını bildiğim arkadaşım ece esmer. cüneyt özdemir'in dipnottv'sinde yazıyor epeyce bir süredir. derken biraz siteyi dolaştım ve özdemir'in 8 eylül'de yazdığı yazıyla karşılaştım. belki bu yazı ile ilgili tartışılmıştır, orada burada yazılıp çizilmiştir bile; bilmiyorum. yazı medyayla beslenip, medyaya ateş püsküren köşe yazarlarıyla ilgili. hedefte özellikle de yıldırım türker var..

özdemir, cihangir'de kahve köşelerinden "sadece ismi radikal" olan gazetede yazarak muhalefet yaptığını düşündüğü yıldırım türker'e ve türevlerine kızıyor. medya içinde çalışıp habercilik yapan, "gerçek" gazetecilere bir nevi methiye düzüyor.

özdemir bu yazısını yıldırım türker ile kişisel bir meselesi olduğu için mi yazdı, yoksa meselesi "köşecilik"in türüyle mi ilgili yine bilemem ama benim de söyleyeceklerim var..

cihangir'de bir kafe'den veya evinin köşesinden yazı yazınca, plaza'da yazmaktan daha az nitelikli olunduğunu düşünmüyorum. bence özdemir de düşünmüyordur. konu cihangir'in temsil ettikleriyle alakalı olsa gerek. yani entelejensiya'nın mabediyle. entelejensiya sanki tembel, üretmeyen ya da ürettiklerini tekrar eden, korkak, basiretsiz, savaşmayan (sevişen:), söylediklerini kendi ve birkaç türevi/yandaşı duyan, manevrasız etc. bir insan topluluğu özdemir'in yazısına göre. özellikle de yıldırım türker.

türker, yaş itibariyle, 80 öncesinde yirmili yaşlarının başında olması hasebiyle, özdemir'in kitaplardan bildiği bir geçmişe sahip. o geçmiş bazılarını plazalarda hırs oyunlarına itti, bazılarını ise köşeye çekilmeye. hırs oyunlarını seçenler, yazıişleri toplantılarında bu oyunları günbegün büyük bir şehvetle yeniden kurgularken, bazıları asgari hayatı seçip, yazarak hayat oyununun sert tarafıyla yüzleştiler. tercih yaptılar. tercihleri savaş ülkelerine gidip, cesaretlerini sınamak olmadı örneğin. hem görmek için savaşa gitmek de gerekmez. dedim ya, tercih yaptılar..

türkiye'de köşecelik bence de dertli bir konu. kimin hangi kontenjandan yazdığı/yazamadığı ortada. kimisi iç politika yazıyor, kimisi günlük hayattan dem vuruyor, kiminin derdi önce yazı; kendini ve düşüncelerini yazı/yazın'ın diliyle ifade ediyor. bunu yaparken de pekala cesur ve gözükara olabiliyor. biri yıldırım türker'se, diğeri de gökhan özgün'dü bana göre. özgün'ün de derdi önce yazı/yazın'dı. bu yönleri ikisini de bu ülkeye yabancı yapmaz. yazının şehvetiyle yazdıkları doğru. gazete binalarında yer kapmanın şehvetine kapılmadıkları da..

ben yıldırım türker'in ve gökhan özgün'ün tüm yazılarının gazetelerde tekrar ve tekrar yazılması gerektiğini düşünüyorum. evet. cüneyt özdemir, bu insanların neden bu kadar çok müritleri olduğunu düşünmeli bence. ne özgün, ne türker bu ülkede kolayı seçmiş insanlar değildir. gazetecilik elbette başta haberciliktir. ve de bir meslektir. bu işi de birilerinin yapması gerekir. yapıyor da. haberci olmayı, muhabir olmayı seçmemiş bir insanın köşe yazarı olmasındaki sıkıntıyı da anlamıyorum. yıldırım türker rahmanlar'da yazsaydı, daha mı sahici veya inandırıcı olurdu özdemir'in nezdinde, bilemiyorum..

19 Aralık 2009 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.28-DERYA DEMİR/KÜRATÖR/GALERİ NON'UN KURUCUSU



galeri splendid'in kapanışından sonra galeri NON'u kuran derya demir çok uzun zamandır takibimde. kafasının çalışma şeklini beğeniyorum. birbirimizi uzaktan izledik. sonra tanıştık. galeri NON'u kurarak istanbul güncel sanat ortamına bana göre büyük renk ve değer katan derya ile skype üzerinden konuştuk..

erelada: heyyy..

Derya Demir: hola

erelada: günaydın.. yani bana göre günaydın; yeni uyandım sayılır..

Derya Demir: biz ise ögle yemeğinde ne yesek diye düşünmeye basladik, cumartesi NON hali. dun guzel bir konser mi kacirdik yoksa?

erelada: yaa!!?? neyse benimkisi uzun bir geceydi.. ama ben bugün biraz öfkeli ve dünyaya kızgın uyandım.. dün çok şey kaçtı ama benim için imkansızdı gitmek.. sen nasıl uyandın?

Derya Demir: evet son haftalarda dunyaya ve turkiyeye ofkelenecek konu bulmakta zorlanmiyoruz. dun osman ve didem'de yemekteydik biraz uzun surdu. 3 gibi eve donunce bugun alarmi 5 kez kapatarak uyandim:) osman ve didem'i pist'ten hatirlayabilirsin-pangalti'daki sanatci inisiyatifi.. sen niye sinirli uyandin?

erelada: 0))) neysi ki alarmı duymuşsun.. bu da bir şey.. ben alarmı bile duymadım.. evet evet biliyorum onları.. benimkisi kişisel daha ziyade.. ama ne kadar kişisel olsa da dezorganize durumlar neticesi. yani yine ucu bu memlekete dayanıyor.. seninle NON ile ilgili konuşmak istiyorum biraz.. çok güzel bir şey yaptın. tebrik ediyorum.. ben 2'debir'e başladığımda ortalık daha kuraktı ama şu an şehirde iyi şeyler oluyor. NON bunlardan biri..

Derya Demir: cok tesekkur ederim erelcim.

erelada: motivasyonun nedir? hareket noktan ya da.. en çok neyle beslenirsin?

Derya Demir: En cok sanirim calıstigim sanatcilardan herhangi biri bak, sana ne gosterecegim diyerek bana yeni islerini gosterdiginde heyecanlaniyorum. En basta da galeri kurmaya beni iten bu olmustu..

erelada: ve splendid'i yaptın leyla gediz ile birlikte..

Derya Demir: evet..splendid ilk deneyimimdi-ticari galeri olarak.. leyla ile yaklasik 5 guzel sergi yaptik.

erelada: derken..

Derya Demir: derken bazen ayri dustuk.

erelada: sanatçı kaprisi?
Derya Demir: sanatci kaprisi denemez, yapi farkliligi. insanlar ile iletisim sekillerimiz farkli idi.

erelada: anladım.. ama belki de splendid NON'a, yani asıl yapmak istediğine aracılık etmiş oldu..

Derya Demir: kesinlikle oyle oldu. sonuc olarak sanatin non-profit bir tarafindan geliyordum ve ayrica her ne kadar sanatcilar ile calissam da-bu calismalarin surekliligi bir galerici-sanatci iliskisi gibi degildi.

erelada: yani splendid'de mi demek istiyorsun..

Derya Demir: splendid oncesi, yani galericilige baslamadan onceden bahsediyorum. isin daha cok kuratoryel kisminda iken ama bir sanatci ile galerici olarak calisinca neredeyse gunasiri gorusur hale geliniyor. splendid buna benzer konularda bir okul-alistirma gibiydi.. ya da koleksiyoner ile tanisma tanima..

erelada: o da işin ayrı boyutu tabi. belki de en zorlayıcı tarafı.. yani koleksiyoner ile tanışma..

Derya Demir: splendid oncesi temasta oldugum kisiler, kuratorler-sanatcilar-sanat elestirmenleri iken buna kolkesiyonerler de eklenmis oldu

erelada: ve de non-profit olmaktan uzaklaşma bir nevi..

Derya Demir: oncelikle sanat eserine baska bir boyuttan da bakmaya basliyor insan. sanatciya da. kuratorlukte o anki sergiye odaklanirken, burada 10 yil -50 yil sonrasini da dusunmek gerekiyor. non-profitten cok uzaklasmamaya ozen gosteriyorum ama.. tabi burada isin etkileyiciligine sanatcinin almis oldugu yol-istikrarliligi-kisilerin yorumlari-kullandigi malzeme gibi yan faktorler ekleniyor. sanatci hakkinda ilk sorular genel olarak bu konular uzerine oluyor.

erelada: benim durumumda, bağımsız bir dergi yaparken, işin içine para kazanma da girince, ister istemez reklamcılarla muhatap oluyorsun. dergine aldığın bir ilan veya advertorial tüm yapısını bozabiliyor.. NON'un duruşunu, 2'debir'in dergi olarak duruşuna yakın bulduğum için direnmesi zor..

Derya Demir: ben de ornegin yilda en az 2 sergiyi hic kar amaci gutmeden gerceklestirmeyi dusunuyorum. NON icin bir nevi prestij sergisi denilebilir-cunku turkiye koleksiyonlarinda fazla rastlanmayan isler sayilir..

erelada: o zaman şimdiden belli sergiler..

Derya Demir: evet 1,5 yillik programimiz asagi yukari belli. ornegin gokcen'den sonra asli cavusoglu'nun sergisi acilacak. burada asilabilir pek is gormeyecegiz;) bir katta fuat'in seslendirdigi bir plak dinlerken, baska bir katta ise illegal tez ofislerine yazdirilmis bir tez ile karsilasacagiz.. bu sergi bence turkiye guncel sanati icin cok onemli bir sergi.

erelada: ne zaman başlayacak? tarih?

Derya Demir: 12 ocak'ta acilis. simdiden ozellikle yurtdisi ilgisi buyuk. isler bu solo sergi icin hazirlandi. ama tez henuz gosterilmeden paris'te kadist foundation'a davet edildi. plak ise 2010'da 2 farkli sergide yer alacak.

erelada: çok heyecanlandım, cidden..

Derya Demir: inisiyatif almazsak sanirim ne NON ne 2debir olurdu:)

erelada: AYNEN!

Derya Demir: ne de biz birbirimizin yaptigi isleri sevebilirdik.

erelada: kesinlikle.. deryacım.. çok teşekkür ederim sohbet için.. yakında görüşmek üzere.. çokk sevgiler..

Derya Demir: gorusuruz!! kahveye de beklerim yolun dusunce xxx

28 Kasım 2009 Cumartesi

CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.27-AYŞEGÜL SÖNMEZ/AICA BAŞKANI/GAZETECİ/SANAT ELEŞTİRMENİ/KÖŞE YAZARI/ELEŞTİRMEN/KÜRATÖR


yıl 1998. milliyet gazetesi. güneşli. artı haber diye bir dergi çıkıyor. ben insanlar bölümünün editörüyüm. 1 yıl hayatta kalıyor dergi. çünkü satmıyor. çok satmayan bir dergi daha var aynı binada çıkan. ismi negatif. duygu asena ve ekibi. eskiler de var yeniler de. yenilerin arasında hemen göze çarpan, hatta tüm binada göze çarpan kişi ayşegül sönmez. ahmet tulgar ile ahbap olduğu için bizim katta sıkça karşıma çıkıyor. hareketli, çekici, deli, zehir gibi birisi. bilgiyi emen, işine yarayanı tutan, yaramayanı derhal püskürten "dahi mi ne" küçük, tiz sesli" kadın. ayrıca zevkli ve ölümüne sanat aşığı. 1998'in nispeten kurak sanat ortamında, taze olanı hemen çekip ortaya çıkartıveriyor. ayşegül sönmez'i öyle tanıdım. araya yıllar girdi. gazeteciliği muhafaza ederek, türkiye'de sanat'ın sözcüsü oldu. aica'nın başkanı, ömer uluç hayranı, 'feminist mi, ben mi' isimli canlı söyleşi dizilerinin mucidi ve saire, ve saire. kalabalık, canlı ve harikulade renkli bir kadın..

Erel
ayşegüüllll.
.

13:06Ayseğul
naber

13:07Erel
iyidir yahu.. küt diye kapanınca, anlamadım ben de.. vaktin var mı biraz?


13:07Ayseğul
var canım

13:08Erel
süperr.. o zaman cumartesi sohbetine ne dersin? kısa ve acısız olacak, söz.


13:08Ayseğul
aa simdi yazı yazıyorum ama...

13:08Erel
yaaaaaa...


13:08Ayseğul
böyle chat yaparken mi yapıyoruz?

13:09Erel
evet, özelliği o.. spontan.


13:09Ayseğul
iyi tamam
şu an mı başlıyoruz?

13:09Erel
harika.. hemen başlayalım o zaman, uyar mı..
yoksa teçhizatlanalım mı önce.. sigara filan?


13:09Ayseğul
tamam, yanımda zaten.

13:12Erel
sanat sözcüsü olmanın ağırlığı ve hafifliği nedir?


13:12Ayseğul
bi saniye telim çalıyor
bilmem ağırlık hafiflik olarak düsünmemistim.
daha çok hafiflik olarak düşünmeli ama, sanata ilişkin her şeyi.

13:13Erel
türkiye'de sanat artık hafife de alınmamalı öyle değil mi?


13:14Ayseğul
türk hafif batı müziği..

13:14Erel
hahahaha..


13:15Ayseğul
hafife alınmadı ki hiç bençe

13:15Erel
tabii ki öyle ama son beş yıla bakınca ciddi adımlar atılıyor..


13:16Ayseğul
olmak durumunda

13:17Erel
bence her zaman bir ağırlığı vardı ama pek konuşmuyordu,
iletişimi zayıftı sanki..


13:17Ayseğul
galiba

13:17Erel
peki ne oldu? ne zaman ivme kazandı dersin?


13:18Ayseğul
avrupa'nın bu anlamda durgunluk dönemine girmesi
paranın yer değiştirmesi
yeni açılan pazar imkanları
türkiye de nasibini alıyor elbette bu durumdan
sothebys' durup dururken türkiye'de büro açmıyor..

13:21Erel
değil mi.. ben büyük bir şevkle izliyorum durumu ve de genç sanatçı hareketlerini de alkışlıyorum.
müthiş bir devinim var.. berlin bu anlamda sırasını savdı, istanbul'a devretti diye düşünüyorum mesela..

13:27Ayseğul
o kadar abartmayalım..

13:29Erel
doğru, haklısın, abratmamalı..
önümüz contemporaray istanbul.
haftaya başlıyor. etkili buluyor musun?


13:29Ayseğul
pek çok sanatçıya enerji veriyor. gidip görmek, toplu olarak hoşuma gidiyor.
hüseyin ertunç'un son işleri var 2009 tarihli, tem sanat galerisi'nde, merak ediyorum mesela.

13:34Erel
seni en çok heyecanlandıran sanatçılar kimler diye sorsam..


13:37Ayseğul
ilhan sayın,
leyla gediz
zeki demirkubuzne çekmiş
nasıl çekmiş, onu da merak ederim
mahir öztaş ne yazmış, nasıl yazmış
ebubekir eroğlu'nun şiirlerini de merak ederim..

13:42Erel
ayşegülcüm.. internetin gazabına uğruyoruz sürekli.. toparlayayım konuyu.. sence bizde sanat ortamında ne eksik?
ben mesela daha fazla genç ve yenilikçi işler görmek istiyorum.. klanlardan sıkıldım..

13:43Ayseğul
sıkılacak kadar klanlar olduğunu düşünmüyorum... keşke olsa.
genç işler gayet ortada
hiç olmadıkları kadar görünebiliyorlar
ama ne kadar yenilikçiler onu bilemiyorum
yenilikçi ne demek onu da bilemiyorum
doğru bir sıfat mı bir sanatçı için
ama tazelik önemli
taze işler üretmek
taze hissettirmek

13:44Erel
tazelik daha doğru, evet..


13:44Ayseğul
zihin açıcı egzersiz yaptrıyor olmak
matrak da olmak ama
siyaseten doğrucu olmamak..

13:45Erel
sakınmadan, tribünlere konuşmadan..


13:45Ayseğul
bireyselliğini bireysel olma hakkını sonuna kadar kullanmak
aynı zamanda tribünlere de konuşabilirsin
sonuçta rockçılar bunu yaptılar 1960larda

13:45Erel
işte bundan çok emin değilim, bireyselliğin manipüle edilebildiğini görüyorum ben..


13:45Ayseğul
bireyselliklerini sonuna kadar kullanıp yığınlara seslendiler

13:45Erel
satar diye yapılan işler..


13:46Ayseğul
satar diye bir iş yapıyorlar ve satıyorlarsa bravo
bunda tartışacak bir şey yok
ya da eleştirecek

13:46Erel
o zaman samimiyeti pas geçiyoruz..


13:47Erel
isim söylemek istemiyorum ama sürekli aynı şeyleri tekararlayan sanatçılar var..
sıkıcı ve samimiyetsiz buluyorum, taze hiç değil..


13:49Ayseğul
tekrarlamak ilginçtir. hayatın kendisinin de bir tekrar olduğunu sürekli aynı caddeden karşıdan karşıya geçtiğimizi ama her geçtiğimizde farklı bir duygu, manto ya da kot ceketle geçtiğimizi düşünelim.
sonuçta hep aynı işi tekrarladığını düşündüğün pek çok sanatçıyı yakından tanıma fırsatı bulduğunda
tekrar ettiğinin ne olduğunu bulmak ilginç olabiliyor.
tekrar da sanıldığı gibi zararlı bir şey değil. yani taze olabilir tekrar eden aynı zamanda.

13:53Erel
ben tekrarı içinde bir oyun gizlendiği zaman seviyorum galiba. bir bilmece. tekrarın içinde başka bir söz.. aynı kişiyi her yıl aynı yerde aynı kılıkta çeken fotoğrafçı, en azından pozlama yaparken bir fark yaratabiliyor. ressamın işi daha zor örneğin..
ben senin yorumlarını sanatçıların kendilerinden daha enterasan bulduğumu söyleyebilirim.. büyük zevk..
peki, bir temennin var mı?


13:56Ayseğul
sanat uzun hayat kısa.

13:56Erel
:)))))


13:56Ayseğul
çok teşekkür ederim
büyük bir zevkti.

13:57Erel
ben çok teşekkür ederim ayşegülcüm..