DOORWAY from planningtorock on Vimeo.
28 Şubat 2011 Pazartesi
RADYO BABYLON'DA 2DE1 BAŞLIYOR!!
yarından itibaren ve de her salı radyo babylon'da, saat 17.00-18.00 saatlerinde "2de1" ismiyle canlı olarak sunacağım programım başlıyor!! muhabbet ve müziğin yan yana geleceği programı dinleyin; akşamı iyi ve güzel müzikle karşılayın ki neşeniz artsın!..
17 Şubat 2011 Perşembe
!F İSTANBUL BUGÜN BAŞLADI - FESTİVAL KURUCULARINDAN PELİN TURGUT İLE FESTİVAL İLE İLGİLİ SOHBET VE ÖZEL NOTLAR..
dün akşam açılış galası olan !f istanbul resmen başladı. festivalin kurucularından pelin turgut, tüm yorgunluğuna rağmen festivali, favori filmlerini ve festivalin 10. yılı ile ilgili düşüncelerini skype üzerinden az önce anlattı..
erelada: hepimizi heyecan sardı festivalle ilgili.. herkes listelerini yaptı ya da yapıyor, merak ediyor, sizin cephede son durumlar nedir?
Pelin Turgut: dün geceden biraz kalma :)) açılış gecemiz vardı fitaş'ta. feist'ın ses/ışık/gölge oyunları yapan ekibi geldi. burada candaş'larla birleştiler. ortaya inanılmaz bir performans çıktı. tabii ki ağladım! fitaş'ın en üst katında -hangar gibi post-endüstriyel bir mekan- güzeldi. film womb/rahim. yönetmeni benedek geliyor! iki filmini gösterdik daha önce. bu ilk 'mainstream' filmi. çok acaip...
erelada: yani izle ve gör diyorsun; harikaymış.. ağlamaz mısın, bu arada 10. yılınıza girdiniz öyle değil mi? yani bir de öyle bir özelliği var bu yılki festivalin..
Pelin Turgut: 10. yıl, eveeet!!
erelada: peki bizi neler bekliyor başka.. biraz fısıldasan..
Pelin Turgut: çook konuklu bir yıl. onları kaçırmamalı diyorum; zira yönetmen sohbetli film, baska türlü bir keyif..
erelada: haklısın, benedek geliyor dedin, başka kimler var sürprizli konuk kontenjanından?
Pelin Turgut: andrew mcclean (on the ice), braden king (here), charien dabis (amreeka), havana marking (afgan star), tatiana issa (dzi croquettes), ha tabi IT Crowd'dan falan bildiğimiz chris morris, alejandro jodorowsky... sonra canlı sinema mevzusu var. bu haftasonu iki kere "Utopia in 4 Movements" gösteriyoruz. yönetmeni sam green, epey bilinen iyi bir belgeselci. 4 müzisyenle geliyor. tamamen live, ses, müzik ve görüntü ve seyirci katılımı. sundance'de görenler yılın en acayip seyriydi diyorlar, cok merak ediyorum. bir de zare. kürtlerin geçtigi ilk film diye geciyor, 1927 yapımı. ermenistan'dan kopyası özel geliyor. kendisi bile canlı tarih bir şekilde. üzerine tara jaff müzik çalacak. bir de etkinlikler diyeyim; o açıdan zengin bir yıl. çogu da ücretsiz. jodorowsky salı gecesi konuşacak mesela, çok önemli.. atölyeler var. sundance'den gelen kalabalık bir ekip var. 26'sı cumartesi full gün senaryo ve film üzerine sohbet, panel, case study vs.. animasyon atölyesi- geoff marslett ile, kendisi Mars filminin de yönetmeni. çok düşük bütçe ama şahane görüntü, farklı bir teknik geliştirmiş, onu paylaşacak. film de inanılmaz sempatik! bir de mubarek, mısır, social media derken "Flowers of Evil"dan bahsetmeli..
erelada: anladığım kadarıyla daha dolu, daha interaktif bir yıl, ne dersin? harika, insanın işi gücü bırakıp festival insanı olası geliyor ama bizim gibi ağır iş insanları için pek mümkün değil maalesef... peki festivalin gelişimiyle ilgili son 10 yıla baktığında ne düşünüyorsun?
Pelin Turgut: valla fest için tatil izni kullanan arkadaslarımız var :) geriye baktığımda her şey organik bir biçimde gelişmiş diyorum, o da hosuma gidiyor..
erelada: bir de sizin partiler de kaçmaz.. peki senin en favori filmlerin hangileri diye sorsam..
Pelin Turgut: partileri unutmayalım haklısın. bu cuma acılış- horse meat disco! ofiscene bir haftadır dans ediyoruz.
erelada: :)))) orda olmalıyız mutlaka!!
Pelin Turgut: favor film konusu zor ya. bu sene mottom, bir tane kesin gitmem diyecegimiz bir filme gidelim. ben de yapacağım :) LA Zombie olacak galiba, korksam da... yani hep başka yerlerden bakabilmek ya olay; four lions'ı çok beğeniyorum. bence atlandı bu yılki ödüller mödüller durumlarında, çok güclü bir film.
erelada: genelde öyle olur ya, bazı filmler fazlasıyla öne çıkarılır ama arada güme giden ne harikalar vardır..
Pelin Turgut: living on love alone - fransız, genç, ask da var ama daha ziyade 23 yaşında olmanın filmi. o kadar öyle ki, içim burkula burkula seyrettim.. inside job mutlaka, zaten oscar adayı. 2008 krizi. kimin eli kimin cebinde, net net toparlıyor; sinemadan alev almış bir şekilde çıkıyorsun.evet, evet küçük filmleri sevelim :)
erelada: bu ülkede zaten alev alevken, yanıp kömür olacağız o zaman.. :)
Pelin Turgut: açılım bölümü ve kürt filmleri demem lazım şu noktada galiba...ülke, alev demişken. bu yılki tema dağdakiler. sozdar ve women of mont ararat, kadın gerillaları anlatıyor. mutlaka görmek lazım..
erelada: türkiye'de zaten muhalif söz söyleyen yegane festival if gibi geliyor bana..
Pelin Turgut: :)) ne güzel..
erelada: öyle ama.. ve de buna çok ihtiyaç var, hele ki medya bu kadar kapana kıstırılmışken..
şenlikli, muhalif ve uyanık; sizin mottonuz bu olmalı.. :)
Pelin Turgut: bağımsız kafalar lazım, evet. ama işte başka başka kanallar da açılıyor bir yandan
çok güzel söyledin. şenlik ve muhalifi aynı cümlede daha çok görebilsek ne guzel olur
erelada: değil mi ve de daha çok muhalif ve bağımsız söz söyleyen işler, organizasyonlar..
Pelin Turgut: evet. bunu da şenlikle yapabilmek...
erelada: pelincim, çok teşekkürler vakit ayırdığın için..
Pelin Turgut: sana asıl çoook teşekkür. ya sinema ya da partide görüşmek üzere diyorum o zaman..
erelada: evet, kesinlikle...
14 Şubat 2011 Pazartesi
GÜNÜN MÜZİĞİ: MACY GRAY - I'VE COMMITTED MURDER
haftanın en spektaküler konseri yarın ve öbür gün babylon'da gerçekleşecek. büyük izdiham olacağı kesin. salı gelsin, hadi!.. en sevdiğim parçalarından birini günün parçası ilan ediyorum. herkese iyi haftalar..
Macy Gray - I've Comitted Murder
13 Şubat 2011 Pazar
PAZAR GÜNÜNE ARTİSTİK YARALAR..
bazen aklınızda yokken yazı size gelir.. annemler bende kaldıkları için, eve bir haftadır gazete giriyor. bense internetten okuyorum uzun süredir haberleri.. dün günün ortasında öğrendim murat çetintürk'ün brezilya'da trafik kazasında öldüğünü. neredeyse bütün gazeteler "görmüşler" haberi. hemen hepsi aynı yerden alıntı yapıp yazmış hakkında. ölümün arkasından yazı yazmak, konu bu kadar sıcakken laf yetiştirmek, kendi tanıklıklarından, ölüyü tanıdığından bahsetmek bana iyi gelmiyor; sadece çok üzüldüm diyebiliyorum.. gazetelerin içinden bir kart/karvizit çıktı bugün. bir dövmecinin kartviziti. ön yüzünde iskambil kağıdına benzeyen dövme motifi, arka yüzünde dövmeden, piercing'e, kalıcı makyajdan kesiklere kadar verdiği hizmet, web adresleri, cep telefonu yazıyor. büyük harflerle de "ulu önder k. atatürk'ün imzası ücretsizdir" yazıyor.. çoğu utanç verici insan hikayeleri, derinleşen yaraların haberleriyle dolu sayfaların arasından düşen, artistik yaralar açmayı vaadeden kartvizit kadar bu ülkeyi özetleyen daha ironik bir şeye rastlamadım bugünlerde..
12 Şubat 2011 Cumartesi
CUMARTESİ SOHBETLERİ VOL.40- HATİCE GÖKÇE/MODACI
hatice gökçe kara kargaya benzetiyor kendini. yeni magazası da kara karganın "korumasında". tıpkı bu sembol gibi kendini beğendirmeye çalışmayan, zeki, tutarlı ve istikrarlı bir modacı o. büyük laflar etmeyi değil, konuşmadan büyük işler yapmayı bilen birisi... 11 yılı devirmiş sektörde. inatla erkek modası yaparak, inatla kendine yer açarak ve nihayetinde 18 şubat'ta açacağı mağazasıyla kutlanmayı/kutlamayı/alkışı fazlasıyla hakeden harikulade bir kadın, bir insan hatice.
"bir moda serüveninin 11. yılı ... fashion hub ... yepyeni heyecanlar..."
diye sesleniyorsun gönderdiğin davetiyede. biraz anlatmanı rica etsem.
tasarım hayatımın 11. yılının sonunda artık yeni bir satış noktası ile takipçilerimin ulaşabilecekleri bir nokta yarattık. tasarım ve tüm süreçlerini görebilecekleri bir atmosfer yaratmaya çalıştık. geriye dönüp baktığımızda gerçekten çok zor ama keyif ve heyecanla yaşadığımız, hep düşündüğümüz dolu dolu bir 11 profesyonel yılı geride bırakmışız. gelişmesine katkıda bulunduğumuza inandığımız bir konuda tüm inadımızla, süreklilikle erkekler için tasarım yaptık ve beğenilerine sunduk. hep bir zeminin oluşmasını ve kitlesinin birikmesini bekledik ve bu sürece ciddi katkıda da bulunduk. şimdi zamanı olduğuna karar verdik. ve bu satış noktası ile yine sürekli ve aynı inatla yenilikleri sunmaya ve heyecanladırmaya devam edeceğiz. söylediğim gibi kara karga kanatlarını açıyor hem uçacak, hem de oyunlar oynayacak. ve sesi daha gür çıkacak.
zor olsa da 11 yılı kısaca özetleyecek olursan...
kendi geleceğimizle ilgili hep bir bilgi vardı içimizde. planımız da vardı. çünkü inandığımız işi yapmanın zevkini yaşıyoruz. tüm zorluklar bizim tecrübelerimiz oldu. birikimimizin oluşmasını sağladı. ve gerçek bilginin de bu anlamda sahibi olduk. sadece kendimiz için değil, danışmanlık verdiğimiz firmalarla birlikte öğrendik; yeri geldi öğrettik. deneyselliği savunduk. yapıp yıktık. türkiye’de kökleşmemiş, neredeyse olmayan bir alana el attığımızın farkındaydık. ve bunun kolay olmayacağını da biliyorduk. geriye dönüp baktığımızda az ama öz işlere imza attığımızı görüyoruz. Ve dünyada ilgi görmeye başlamış bir alanda düşünmeye devam ediyoruz. ve yakın gelecekte bazı başka yeniliklerle yine görüşeceğiz.
mağazada hatice gökçe markası dışında kimler/neler yer alacak?
şimdilik 2 aksesuar tasarımcısı ile işbirliği yaptık. büyük tesadüfle markasının ismi “black bird” olan bir markası olan sayat kürkçüoğlu’nun takıları ve çok sevgili dostum bahadır köse’nin deri aksesuarları yer alıyor.
senin ismin türkiye'de erkek modasıyla birlikte anılıyor. hatta bir süredir yaratıcılık ve sanatsallık da konuşulduğu zaman erkek modasında başka bir isim yok bana kalırsa..
teşekkür ederim güzel sözlerin için. düşünerek ilerliyorum. bu bir heves değil. ve işin içine her geçen gün daha fazla girince derinliğini görüp daha da heyecanlanıyorum. bu uzun bir süreç ve her gün yepyeni heyecanlarla öğrenmeye devam ediyorum. ve bu bitmeyecek görünüyor. müthiş bir haz ve sanıyorum ben bu hazzı geciktirmeyi seviyorum. çünkü en keyifli kısmı bu süreç.
karakarga'nın hikayesi nedir? fikir ve konsept ile ilgili anlatır mısın?
kara karganın bendeki anlamı çok büyük. çok akıllı bir hayvan. insan zekasına en yakın hayvan. beklenmedik tepkiler veren ve provokatör bir hayvan. insanların geneli tarafından çok da sevilmeyen hatta uğursuz sayılan bir hayvan. yakın bağ kuruyorum kendimle. sevimli olmaya çalışan ve bunun doğru yol olduğuna inanan insanlara nazaran, kara karganın iticilikle ne kadar çekici olduğuna inanıyorum. kendimle de bağlantı kuruyorum. çok benziyoruz ☺))
istanbul moda haftası istanbul'u uluslararası moda merkezlerinden biri yapma yolunda hızla ilerliyor? sen ne düşünüyorsun?
bir yere kadar olabilir ama istanbul'un sadece moda merkezi olması haksızlık olabilir. tüm disiplinlerdeki bu kadar yaratıcı insanın nasıl oluyor da İstanbul'a gerçek değerini veremediğine inanamıyorum. bu kadar zor olacağına inanmıyorum. istanbul’un gerçek bir stratejiye ihtiyacı var. birilerinin bunu sahiplenmesi gerekiyor. moda bu disiplinlerden biri ve kendi şartlarında sahiplenmiş görünüyor ama doğru kurumlar tarafından değil. en büyük eksiklik bu.
diğer konu yaratıcılıktan uzak bir etkinlik olması. üstelik kendine ihanet eden bir tavrı da var. örnek verelim, buraya istanbul fashion week için gelmiş neredeyse tüm yabancı basının ve alıcıların defile saatlerinde istanbul gezisine çıkarılması gibi. kimse bu konuda haber yapmadı mesela. bunu da anlamak imkansız. herkes 2 gün öncesini ve 2 gün sonrasını haber yapıyor ama sonrası ile kimse ilgilenmiyor. yani basının da bu işi cidden sahiplenmesi gerekiyor. bütün fuarlar ve defile haftaları en az 1 yıl öncesinden zamanını belirlemiş ama biz hala tarih konusunda sorunlar yaşıyoruz.
ayrıca destek konusunda firmalar kendileriyle yarışıyor tasarımcılar en büyük yükü almış olmalarına rağmen gerçek sponsorluklarla gerçek işleri ortaya çıkaramıyor. bizi dünya devleri ile kıyaslıyorlar sanıyorum. büyük yükleri var tasarımcıların kimse bunlar üzerine gitmiyor. markalar açılışta ya da kapanışta defile yapmak için yarışırken bu akşamlara tasarımcıların yakıştığını akıl edemiyor gibi geliyor bana.. üzülüyorum ve öylece bakıyorum. sektörün daha yapacağı çok şey var…
9 Şubat 2011 Çarşamba
HINDI ZAHRA VE HUZUR VE SAİRE
dün akşam biraz geciktiğim, kalabalıktan ötürü yer yer babylon'nun balkonundan, kapı aralığından dinlediğim hindi zahra'nın sesinden ve müziğinden nasıl etkilendiğimi anlatamam. tüm babylon sanki özel bir ayine gelmiş, seyirci nutku tutulmuşcasına zahra'yı dinliyordu... dün hem cut magazine için, hem de 2de1 için kendisiyle konuşan arkadaşım balım tanrıöver'in sorduğu klasik 2de1 sorularına hindi zahra'nın verdiği yanıtlar şöyle:
insanlara önermek istediğiniz bir şey var mı?
Peace and power
yaşam tarzınızı nasıl tarif edersiniz?
ilginç
bu dünyadaki rolünüz nedir?
müzik yapmak
hayatta vazgeçemeyeceğiniz 3 şey nedir?
müzik, resim, yemek
neye bağımlısınız?
sigara
silahlarınız neler?
yalnızlık, meditasyon ve müzik
en sevdiğiniz kahraman kimdir?
gandhi
dünyanın en güzel yeri neresi sizce?
dağlar, dünyanın herhangi bir yerinde olabilir.
(balım'ın yaptığı geniş ve lezzetli söyleşi ile charles richards'ın çektiği harika fotoğraflar cut magazine'nin mart sayısında. bekleyiniz..)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




