9 Eylül 2009 Çarşamba

TWILIGHT'TA EDWARD VE BELLA IRON & WINE'IN BİR PARÇASIYLA DANSEDİYORLAR


bazı insanlar kameralar karşısında stüdyo kayıtları yaparak kendilerini binbir zorluğa ve strese sokarak özel hayatlarını yitiredursunlar, iron & wine oturma odasında takılıp sevdiği ve bildiği müziği yapıyor.. imaj kaygısı hele hiç olmayan grubun başı sam beam bir anda indie müziğin aranan adamı oldu ve o da röportajlar vermek zorunda, o ayrı.. columbia, south carolina orijinli sam, virginia ve florida'da sinema okumuş efendi birisi normalde. mezun olduktan sonra karısı ve çocuklarıyla florida state university'de hocalık yaparak tam da görüntüsüne uygun bir hayat yaşıyormuş aslında. boş zamanlarında odasına çekilip kendi yazdığı sözlere besteler yazıp durmuş. ilk parçası seattle'de bir derginin sampler'i olarak çıkınca jonathan poneman'ın dikkatini çekmiş ve poneman tarafından "son yıllarda duyduğu en güzel ve baştan çıkarıcı müzik" olarak değerlendirilip bir albüm yapmak kaçınılmaz olmuş. "the creek drank the cradle" (2002) ve "the sea & the rhythm" EP'si acayip iyi eleştiriler almış. millet beam'i nick drake, leonard cohen ve bana göre en isabetli isim olan neil young ile kıyaslamaya başlamış.. "around the well" eski, yeni, stüdyo ve ev kayıtlarıyla yüklü bu yaz piyasaya çıkan 2 CD'lik son albümleri.. ayrıca twilight'ın soundtrack'inde de yer aldılar.. işte o parça:

ESKİ ROCK SOUND'UNU ÖZLEMİŞİM..


mirror universe tapes'den şaşırtıcı lezzette bir parça. dinleyin mutlaka!!

Apples On Her Trees - M.R.

8 Eylül 2009 Salı

CONTEMPORARY ISTANBUL'DAN "ONE SHOT ISTANBUL" PROJESİ


ONE SHOT, Alexander Berg'e hem 2003 hem de 2006 senelerinde açık stüdyo oluşturması için mekan sağlanan New York City'de Times Meydanı'nda başlamış. ONE SHOT projesi dahilinde, Berg, sokaktan geçen insanları, ücret vermeden, büyük boy profesyonel fotoğraf makineleriyle portre fotoğraf çektirmeye davet etmiş. New York'ta iki aydan kısa bir süre içerisinde 850'den fazla portre üretilip eserler Whitney Müzesi'ne fon bulmak amacıyla Madison Avenue'daki DKNY'de gerçekleştirilen kişisel sergide gösterilmiş.

Berg, ONE SHOT projesi serisi kapsamında üçüncü bir şehir olarak uzun araştırma sürecinin ardından, ilk iki şehrin başlattığı hikayeyi mükemmel tamamladığı düşüncesiyle İstanbul'u seçmiş. Portrelerle birlikte Berg, imajların sadece eşsiz bireyleri yansıtmadığını aynı zamanda bir araya geldiklerinde şehrin yüzünü oluşturduklarını söylüyor.

Contemporary Istanbul Özel Projeleri kapsamında Berg, ONE SHOT ISTANBUL projesini 350 kişinin katılımıyla Ocak 2009'da tamamlamış. Portreler, Istanbul Bienali'ne paralel etkinlikler kapsamında Taksim Metrosu Yürüyen Bantlar Katında sergilenecek.

Tarihler: 17 eylül-25 ekim 2009
Mekan: Taksim Metrosu, Yürüyen Bantlar

NEYSE O/WITHOUT HINTERSINN BİLSAR'DA


Bilsar Binası 12 Eylül tarihinde New York’lu Slag Galeri’nin organize ettiği ve küratörlüğünü Benjamin Fellmann’ın yaptığı ‘Neyse O! / Without Hintersinn!’ isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. Campari’nin açılış sponsorluğunu yaptığı sergi 12 Eylül – 10 Ekim tarihleri arasında izlenebilecek. Sergide Dumitru Gorzo, Serkan Özkaya ve Mircea Suciu’nun işleri yer alıyor.

‘Neyse O!’, farklı biçim ve malzemenin ele alındığı, üç çarpıcı sanat duruşunu bir araya getiriyor. Sergi, toplum ve sanatın insan tarafından algılanışını, karşılıklı bir anlaşma ile sorgulamaya girişiyor. Türk sanatçı Serkan Özkaya ve Romen sanatçılar Dumitru Gorzo ve Mircea Suciu, etkileyici sunum biçimlerinin altedici taktiklerini pervasızca kullanıyorlar. Bunu yaparken, eleştirel duruşlu izleyiciyi de gözönünde tutmaktan geri durmuyorlar. Bertolt Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sının ikinci finalindeki ‘İnsan Neyle Yaşar?’ sorusuyla bu yılki İstanbul Bienali’ne doğrudan bir göndermede bulunan bu sergi, onay verilmiş bir eleştirelliğin ince katmanları arasında kendi yolunu çiziyor.

Brecht’in kendi sorusuna verdiği cevap şöyle: ‘İnsan, insanlığını yüce bir şekilde unutmaya kadir olduğu sürece yaşar.’ Dünyadaki son gelişmelerle, kökten değişimlere tanık olduk; bütün bunlar toplumsal ve ekonomik yapılarda, yepyeni ve alışılmışın dışında bir farkındalığa yol açtı. Sanat dünyası sorunsalının ötesine geçersek; geniş anlamdaki bir karşılıklı anlaşma, krizlerin, sanatsal yaratıcılığın sosyal-politik anlamının dışında da eleştirel bir biçimde yol açtığını gösteriyor. Günümüz bağlamında, Brechtçi bir alaycı yaklaşım, daha büyük bir kurallar bütününe dönüşüyor.

New York’lu sanatçı Dumitru Gorzo, ulusal kimliklerin ortaya konulmasında kullanılan propaganda tarzında tasarımları ele alarak, uzun süreli ve gerilimli Romen-Türk ilişkilerini sergiliyor. Bu deneysel süreç içerisinde, sanatçı, resmin eğlendirici uygulamasından heykele doğru bir geçiş için gerekli zemini hazırlıyor: Aslında iki boyutlu olan ulusal tasvirleri, heykelin derinliğine taşırken, hem yerel matrisi hem de olasılığın mekanizmalarını takip eden Pan-Avrupa ulusalcı imge kültürünü
kamusal alana taşıyor.

Bükreş’te yaşayan ve çalışan sanatçı Mircea Suciu, tarih süresince biribirini takip eden ve ayrıştıran sosyal sistemleri sorun ediniyor. Bir ressam olarak, sergideki projesi, fotoğrafların dışında kalan öznenin iç hesaplaşmalarına işaret ediyor. Sözkonusu özneler bir yandan da, biçimin ve resim yapma tavrının kendisine maruz kalıyorlar. Yüzyılımızın hatalarını ‘suç’ kavramı çerçevesinde sorgulayan sanatçı, fotoğraflarının alaycı karakteri ve bunlara eşlik eden, yokedilmeye varan bir temizleme işleminden hareket eden filmiyle birlikte, yapıtını zenginleştiriyor. Bu şekilde Brecht ve Walter Benjamin’in geleneksel sanat yapıtı ile yeni medya kavramı arasındaki ilişkiye dair fikirlerine ister istemez bir yorumda bulunuyor.

İstanbullu sanatçı Serkan Özkaya ise, mekana yayılan yerleştirmesi Ani Esinti ile, mekan ve zaman içerisindeki ayrımın belirleyici yanlarını, beyaz ve tanımlanmamış kağıt yapraklarının dondurulmuş hareketi ile sorguluyor. Yapıtı yeni başlangıçların çağrıştırdıklarına gönderme yapmanın yanı sıra hem sıradanın hem de saçmanın sınırlarında geziyor. Gorzo ve Suciu tarafından ele alınan tarihsel ve toplumsal mekanizmanın arka planındaki açık alana yayılan yerleştirmesi, sadece bireysel etkiler
ve yakın ‘uluslararası’ ilişkilerin fazlalığı içinde değil aynı zamanda kendi içerisindeki yakın ilişkilerin artışı hakkında bir köprü vazifesi görüyor: Küreselleşmenin ötesinde bir katmandan herkesi etkileyen bir katmana doğru yola çıkıyor.

Bu sergi 11.Istanbul Bienali resmi paralel etkinliği.

‘Neyse O |
Without Hintersinn’:
Dumitru Gorzo, Serkan Özkaya ve Mircea Suciu

Sergi tarihi | Exhibition dates:
12/9/2009 - 10/10/2009

Küratör | Curator:
Benjamin Fellmann

Adres | Address :
Bilsar Binası, Meşrutiyet Cad. No. 90, Beyoğlu- İstanbul

Organizasyon | Organised by:
Slag Gallery | www.slaggallery.com

Sponsorluk | Sponsored by:
Bilsar | www.bilsar.com

YATAK HİKAYELERİ..


jacob pritchard insanları yatakta çekiyor. özellikle genç kızları, uyurken, kedileriyle oynarken, kitap okurken, sevişirken, i-pod dinlerken.. tabii ki başka şeyler de çekiyor ve gayet iyi işleri var. nasıl todd selby the selby adını verdiği web sitesinde yaratıcı insanları ev halleriyle görüntülüyorsa, pritchard alanını yatakla sınırlıyor.. daha fazla foto görmek projenin bir parçası olmak için tıklayın. bu arada uyuma pozisyonlarıyla ilgili enteresan bir makale okumak istiyorsanız suite101.com'u tıklayın.

7 Eylül 2009 Pazartesi

LALE TARA "DUBLÖRÜYLE" GALERİ X-İST'TE


"doppelganger (RUI)", yani bir bakıma dublör, lale tara'nın yeni sergisinin başlığı. bu hafta sergi açılışlarından geçilmiyor. kaçırılmaması gereken bir açılış da perşembe günü saat 18.00'de galeri x-ist'teki lale tara sergisi. serginin tanıtımında şöyle yazmış x-ist: ".. Lale Tara, öznel dünyasının eşsiz dışavurumunu yansıtan çalışmalarında, bir bakıma kendi kimliğinin sırlarına dair ipuçları sunarken, bir yandan da aynadaki ters suretinin zıt ve karmaşık varlığına dair soru işaretleriyle baş başa bırakıyor bizi.. Doppelgänger’ı olarak kullandığı Rui ile bilinç altındaki beraberliklerini ve farklılıklarını belgelerken, sonsuz bir zıtlık, sonsuz bir birliktelik ve sonsuz yalnızlığın hüküm sürdüğü kendi iklimimize de ayna tutuyor. Rui’yle beraber kayıp mekanlarda çıktığı yolculukta yakaladığı karelerle Lale Tara, zamanın kollarını büküyor ve kendini bedeninden soyutlayarak bize kendimizi en alışılmadık bir şekilde yeniden tanıtıyor."

GALERİST TOPHANE'DE


galerist ikinci sergi mekanını, sanat galerilerinin yeni yeni gelişmeye başladığı tophane semtindeki tarihi Strongilo Apartmanı’nın giriş katında yer alan 20 metrekarelik eski bir dükkanının yerine açıyor. 11. İstanbul Bienal’iyle eş zamanlı olarak kapılarını açan bu küçük sergi mekanı, sadece tek eserlik sergilere yer verilecek olması nedeniyle galerist ’in konsept mekanı olarak konumlanıyor. sergi mekanı, türkiye’de ilk örneği olmasının yanı sıra dünyada bu tür sergiler düzenlenen ender sayıda sanat mekanlarından biri.. yeni mekanın açılış sergisi “noa noa”, leyla gediz’in mekana özel ilk heykel çalışması ile yarın saat 19.00'da gerçekleşiyor..