6 Ekim 2008 Pazartesi
fluxus rocks!
Beuys2Men from Alex Itin on Vimeo.
tesadüfen denk geldi. belki bugüne, bir şeylere bir cevap olur, ya da ne bileyim..
1 Ekim 2008 Çarşamba
the ballad of jack and rose..


kızım 15 yaşında. kendi 15 yaşımı sık sık düşünüyorum son zamanlarda. bıçak sırtında geçen o zaman dilimini bir bakıma aynı bir bakıma farklı yeniden yaşıyorum. iletişim çağında iletişimsizliğin dibine vurdum kızımla. günü kurtaran kısa ve öz diyaloglara sert ve acıtıcı sözcükler serpiştiriyoruz karşılıklı. pişmanlık hemen arkasından geliyor. şehir uzak, gürültüsü kızımda şu anda.. dün bir film seyrettim. bir baba kız hikayesi denebilir. izlemek lazım. kendi 15-16 yaşıma gittim bu filmde. kırgınlıklarım, büyüme çabalarım, dünyayı başka türlü bir yer sanmalarım, yalnızlığım, hepsi dizildi önümde.. filmle ilgili bir şeyler yazabilirim diye düşünmüştüm ama galiba beceremeyeceğim.. 2004 yapımı filmmiş, ben yeni izleyebildim. dvd'sini remzi'de buldum.. konusu, kurgusu, dili ve oyuncularıyla özel bir film..
28 Eylül 2008 Pazar
another magazine/autumn/winter2008

lina scheynius'un 2debir dergisinin haziran/temmuz/ağustos 2007 sayısında lina scheynius'un, özellikle leftovers serisine yer verdiğim proje sayfalarını hatırlar mısınız? scheynius'u tesadüfen keşfetmiştim. ardından yazışıp ahbaplık kurmuştuk. bahsettiğim sayıda fotoğraflarını yayınlamıştım, röportajıyla birlikte.. zamanımızın en heyecan verici fotoğrafçılarından biri diye düşünüyorum.. another magazine'in son sayısında "the best bits, the worst bits" başlıklı yazıda aynı seriden bir fotoğraf kullanmışlar (another document bölümünde).. another magazine'in de dikkatini çeken lina scheynius'un web sitesine girip fotoğraflarına bakmanızı şiddetle tavsiye ederim. nedense bana 23 yaşında intihar eden fotoğrafçı francesca woodman'i hatırlatan bir yanı var..
14 Eylül 2008 Pazar
zamana bakmazsanız, çabuk geçer

zamanı hatırlatan bir film "elegy".. geçmekle, olgunlaşmakla, yaş almakla ilgili. zamana karşı insanı ayakta tutan tek olgu aşkla ilgili.. bir filmi bazen güçlü bir oyuncu kurtarabiliyor; "elegy"de bu görev ben kingsley'e düşmüş.. oyunculuğu konusunda henüz tam bir karara varmadığım penelope cruz ise çarpıcı ve dişi bir kadın olarak göz dolduruyor.. film kafanızda soru işaretleri bırakmıyor. dolayısyla kolay çözülen bir film. ne zaman telefonun çalacağı, ne zaman çalmayacağı, ne zaman telesekreterden kimin sesini duyacağımızı biliyoruz.. yorulmadan ancak hafif sıkılarak ilerliyorsunuz. cruz'un bir üniversite öğrencisi olarak piyanonun üzerinde duran metronom için, 'bu metronom' mu demesi, karanlık oda gördüğünde, burası nedir diye sorması yıkıcı olsa da, sonra önemsizleştirebiliyorsunuz. (gerçi bu metronom mu sorusuna kingsley keşke hayır, ütü deseydi, film daha eğlenceli olurdu, o ayrı).. genel olarak filmin diyalogları tüy gibi hafif zaten.. ihtiyarlamaya başlayan adamların etrafında dönen film cılızca yaşlanmayı sorguluyor.. uslanmaz bir kadın düşkünü yazar ve profesör olan kingsley'in her şeyini paylaştığı kadim dostunun ölümünü, onun karısıyla (bu arada karısını debbie harry canlandırıyor. blondie'nin debbie'si) buluşmasını, (bizim de buluşmamız), başından itibaren nasılsa bitecek diye, genç öğrencisi/sevgilisinin mezuniyet kutlamasına gitmeyişini, ayrılığını, sonradan aşık olduğunu kendisine itiraf edişini, iki sene sonra sevilisinin daha önceki ilişkilerinden alıştığı gibi, 'ben evlendim' diye değil, ben kanser oldum diye karşısına çıkışısını ve hayatının sessice altüst oluşunu seyrediyoruz. filmin temposu düşük değil ama genel olarak sakin bir film.. kingsley öyle bir oyuncu ki filmin sesini kısıp seyretseniz bile onun yüzündeki ifadelerden bütün hikayeyi okumanız mümkün. dolayısıyla bir filmi bazen gerçekten güçlü bir oyuncu kurtarabiliyor, hem de nasıl..
12 Eylül 2008 Cuma
melanie bonajo



bilenler bilir, capricious diye bir dergi vardır. diana scherer'i orada keşfedip daha sonra kadınlar isimli fotoğraf serisini 2'debir'de yayımlamıştım. fotoğrafa yakın olanların mutlaka takip etmesi gereken bir yayın. melanie bonajo işte bu derginin hem kreatif direktörü hem de yayın yönetmeni. (www.becapricious.com) bonajo aynı zamanda bir dj, (label'ının adı "music is my hobby) ama asıl harikulade bir fotoğrafçı. ifade sıkıntısı yaşadığı iddia edilen fotoğraf meselesine 1978 doğumlu, sonradan olma bu hollandalı'nın cevabı çok kuvvetli...
8 Eylül 2008 Pazartesi
canım sıkıntı sınırı

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum.
Öylesine
bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını
benden geri
alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak
sunuyor.
Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç,
inancım
yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben.
Yere göğe
zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla
tanrının
yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun
ağırlığını.
Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve
düşünceler
yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir
eskiciden
satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım
her bir yana
dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.
Nilgün Marmara
7 Eylül 2008 Pazar
veera saila





Säilä's main media is photography however she keeps herself open to all kinds of visual media depending on the project.
Although her working methods vary, her art focuses on issues surrounding similar subject matter. The relationship with her body
has always been an important theme for her and she repeatedly puts herself both in front of and behind the camera. She
occasionally uses models, mainly females, to represent her personal issues. She is interested in pose and believes that how we
pose for the camera, is the same way we pose for society. The body is a stage in which we present ourselves to others and create
our performative gender; femininity and masculinity are questioned. All Säilä's works have a certain humour and playfulness and she enjoys confusing and challenging the viewer.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)